1 2 3 4 5 6 7 8

Omayraaa

Bu üye Yazar

Bu üyenin profil sayfasına git

234 entry 259 konu 32 puan
02.07.2020 20:19 son işlem tarihi takip etme takip et

Fleabag

Kara mizah ya da modern çağın yalnızlık serancamı...

İnsanın kendiyle bütünleştirebileceği az sayıda dizi, film, roman ve bunların kahramanları vardır. Bir sanat eserinde ise herkesten bir şeyler bulmak çok daha zordur. Modern insanın; var olma çabası içindeyken aile, toplum, ahlak ve tüm kutsal atfedilenleri belli bir potada eritmenin fotoğrafını sunmuş dizi hatta dizicik. Tutunamamış bir kadının bireysel özgürlüğünden vazgeçip topluma entegre olmaktansa tabiri caizse birçok şeyden feragat etmesi ve her insana artı çoğu kuruma karşı garip/ucube görünmekten beis görmemesi... Kendi olması. Çok sıradan, çok samimi, çok insansı, çokça benden veya sizden/bizden... Yani niye o kadar etkiledi o kısalık ve sadelikle? Çünkü!

Heykel sarmalı, isimsizler mangası...

-it'll pass!

Hani kadının iç sesini rahip duydu ya hani kadın da rahibin tilkisi gördü ya... İşte çok muazzam bir detaydı!

02.07.2020 20:19
  1. Sessizliğin anarşisi

    Işık Ergüden eseri...

    Çevirinin piri hatta felsefe çevirilerinin mihenk taşı. Bazen sırf o çevirdi diye kitap alıp okuduğum oluyor. Kendisine ait kitabı okumak ise daha da heyecanlı. Yeni bir manifesto, sessizliğin ve sözün manifestosu.

    İnsan, insanı insanlaştırmaktan çıkaran ve ket vuran her şeye şiir gibi, salt hedefi bularak kötü söz kullanmadan kalem ile dokunabilir mi? Bu kitapta ortak paydası olanlar bir nebze anlar birbirini.

    "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon?a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla burayı koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e? toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının iktisadın ve politikanın yegane temeli olarak suçun tarihidir. hiyerarşik bir sistem halinde örgütlenmiş tüm kurum ve kitleler, suçun varlığı etrafında buluşurlar."

    Okudukça arının her çiçekten aldığı tozları geliyor akla. Hangi filozofu seviyorsanız o kokuyor. Üstelik bizden, bu topraktan... çağa uygun, toplum analizi ne ararsanız var.

    "hareketin ve hızın başat hale geldiği bu çağ sonunda, yaratıcılık, duygu ve zeka yoksunu insan, suçu genelleştirdi. hareketin, hızın öncesi ve sonrası arasında yalnızca bir tür kilitlenme hali, zihinsel ve bedensel aptallık, bellek yitimi, uyuşukluk ve sarhoşluk kol geziyor."

    Ve son bir alıntı;

    Söz söz değil artık: gürültü, dedikodu, itiraf, ifşaya; iftira, ispiyon, ironi, parodi...

     
  2. Dekalog

    Diziyi çok uzun süre önce izlemiş olmakla birlikte entrysini birkaç ay önce girecekken sitede olan sorundan ötürü tesadüfen bu ara girdiğim başlık. üstelik idam meselesinde örnek gösterildiğini yeni gördüm ki tam isabet olmuş. Hatta daha iyi bir örnek olamazdı. Çünkü zaten kieslowski o bölümü çekme nedeni idamdır ve bir konuşma yapmış. Merak eden netten bakabilir. Bölüm şiddeti lanetliyor, çünkü öldürmek kimin elinden gelirse gelsin şiddetin en üst biçimidir.

    Beni o bölümde etkileyen ve iğrendiren şey cinayet sahnelerinin çok uzun, detaylı ve soğukkanlılık ile yapıldığı izleniminin uyandırması. Genç çocuk taksiciyi durup dururken iple arkadan boğmaya kalkar. öldüremeyince, sopayla dener şansını. tam öldü diye denize atacakken ölmediğini görünce başını taşla ezer. Genç çocuğun ise yargılanmasından sonra ipe çekilişinde can çekişi dahil gayet ayrıntıyla çekilmiş.

    Katilin cinayet sebebi ise sevgi yoksunluğu. Başta nefret ettiğimiz ana karakter sonrasında acınılan duruma düşüyor.

    Ve kieslowski şöyle diyor dizi hakkında;

    ayrıca ülkem halkının dünyasını, insanların birbirlerine hiç acımadığı, birbirlerinden nefret ettiği, kimsenin birbirine yardım etmediği, sadece engel olduğu korkunç ve renksiz bir dünyayı tanımlamak istedim. insanların birbirlerini geri püskürttükleri bir dünya. yalnız yaşayan insanların dünyası.

    kieslowski büyük adam ve yönetmensin vesselam...

     
  3. Dekalog

    Kelime anlamı yasa, kanun. Musa'ının on emrini on bölümde çeken Kieslowski'ı nin muhteşem ötesi dizisi. Dizi, Polonya televizyonunda yayınlanmış yanılmıyorsam 88-89'da. Her bölümü dolu dolu. Durağan fakat o kadar fazla şey aktarıyor ki beyin kıvrımlarına takla attırıyor olayların modernite ile entegresi. Dolayısıyla insanın toplumsal, bireysel, psikolojik, teolojik her açıdan tekrar tekrar sorgulama, elekten geçirme eylemini şaha kaldırıyor. Aslında temel şeyler üzerinden gidip her şeyi sizin yorumlarınızla bütünleşmesini sağlıyor. Var olan değerleri yerle bir edip inşasını size bırakıyor.

    Modern hayata geçişin eleştirisi, insanların dört duvar arasına tıkılması, çoğu ilişkilerin kopuşu...

    bütün bölümlerin beğenmiş olmakla birlikte birkaç bölümün ayrı yeri oluyor insanda. Birincisi;

    -asla öldüremeyeceksin,

    -yalan yere şahitlik etmeyeceksin.

    (Gerçi düşündüm de tüm bölümleri ayırmadan beğenmişim.)

    Mümkün mü on yasağa uymak ya da yapılması gerekenleri yapmak?

    Farklı perspektiften bakmak için büyük fırsat diye düşünüyorum.

     
  4. kaos'un kutsal kitabı

    Albert Caraco...

    Okuduğum son kitap olmasını isterdim lakin büyü bozulalı çok oldu. Bildiğin baya baya kutsal bir kitap. Her şeye dair son noktayı koyan yazarın kitabı...

    İşte bu diyorsunuz; yaşam, insanlar, nesneler, realite!

    Hiçliğin manifestosu adeta. Düşündüğüm, sorguladığım ve anlam arayışına keskin bir balta attı. Uçurumu yok etti, bir Alabora durumu yok bilakis olması gerekeni hediye etti.

    ''... her yoksul, bir başka yoksul doğurarak sefalete yeni bir rehin verdiği andan itibaren suçlu olur.''

    Seviliyorsun kardeşim, candaşım...

    Çok gerçek ve sırf bundan ötürü ürperti duyabilirsiniz.

    Not: tavsiye edilmez, o sizi zaten bulur hazırsanız.

     
  5. Kan ve Gül

    Kan ve Gül bir kara dejavu diye açmak istediğim yalnız harf yetmezliğine uğrayan başlık.

    ...

    Caanım benim ya diye başlamak istiyorum.

    Yine kahkaha ile okuduğum Alper canıgüz romanı. Yani hiç çıkmadı ki aklımdan. Kitabın ismi, söyleyeni ve kuru temizlemeci bağlantısı... ayrıca İskender doğan'ın arkadaşları çok şeker.

    Ne bileyim Abdül gibi bir arkadaşım olsa tamam hani bireysel anarşist belki de halkçılar ama olsundu (severiz misal bakunin yoldaşı), onunla otobüse binen ben olsam ne olur ki ve şöyle:

    "Görüyorsun dostum. diye bana döndü Abdül Hayat hep bir arayış... ruhunu arayanlar mı istersin, ruhunu satacak bir şeytan arayanlar mı, senin gibi kendini biraz insan gibi hissetmek için bir mana, tutunacak bir dal arayanlar mı... Hep yanlış yerlerde arıyorlar tabii. Ama bak, dayı sizin gibi değil. O belasını arıyor. Hem de doğru yerde!"

    Koptuğum yerlerden biri diyebilirim.

    Bu psikoloji/polisiye türünü yazarda çok beğeniyorum. Kitabın ismi ile uyumlu. Ve bölümlerin ismi ise ayrı bir güzellik.

    Geçmişi betimlerken nasıl bir özlem beliriyor yani ben de gitsem sayın canıgüz!

    Aslında sosyal-siyasi eleştiri de çok fazla ki bunu çok ince zekasıyla tamamlıyor. Her karakterde ayrı bir tahlil bulacaksınız ve absürdlük. Misal hıdır daha doğrusu komik bir uyum. Seviyorum bu adamın beyin kıvrımlarını ha benim yine de favorim Alper kamu ama daha sık yazsa diye her gün içimden geçiriyorum.

    "sağlık dediğin türkiye gibi bir şey, doğuya giden gemide batıya doğru koşmak." Sevdim bu sözü.

    Sade bir dil, katilin katlinin belagatı olmayabilir çok kişi için yalnız roman sizi bir bütün olarak keyiflendirecek türde.

    Umudumuz en yakın zamanda yeni bir roman daha...