1 2 3 4 5 6 7 8

Omayraaa

Bu üye Yazar

Bu üyenin profil sayfasına git

205 entry 260 konu hiç puanı yok
04.11.2020 23:52 son işlem tarihi takip etme takip et

karşıtların birliği

İnsanlık tarihinde felsefenin en önemli soru ve sorunlarından olan varoluş anlayışı ve buna verilen cevaplar üzerinden felsefe, bilim gelişti diyebilir miyiz?

Bu konu ise iki yorumlama ile çıkıyor sahneye ve ayrılıyor birbirinden. İdealizm/materyalizm. Zaman ve kümülatif de önemli gelişim açısından. Hal böyleyken idealizmi de tam anlamayan hatta felsefe sözlüğüne ciddi manada ihtiyacı olan genç Hegel bilmez idealist hegelciler, red etme kavramını kullanmış bulunmuş. Bulunmuş diyelim yoksa hiçbir gerçek hegelci muhtemelen böyle bir kavram kullanmaz. Öncelikle birbirine reaksiyon olarak doğmamış şey nasıl birbirini reddeder ki. Şunu anlamak gerekir ki felsefede düşünce sistemleri/gelişimi birbirini doğrulama, reddetme işlevi görmüyor. Konuları, alanları doğrulama veya yanlışlama yapmak değildir. Salt bir bilgi ve yetenek de yoktur. Dolayısıyla bu düşünce sistemlerinden bir şeyleri kanıtlama, reddetme, olumlama gibi talepler anlamsız olur.

İdealizm (apiorri) ruhun doğadan önce olduğunu söyler ve bu durumda düşünce maddeden ayrıdır savı üzerinden yürürler. Materyalizm ise varlığa ruhtan önce değer verir. Madde bilinci belirler. İlk madde vardır demektir bu da yani düşünceden önce vardır.,Hem düşüncenin hem de doğanın gelişim yasasıdır. Dinamiktir, doğada çoğu şey birbiri ile ilintilidir ve her şey değişe. bilim de bu sayede gelişmiştir.

Son olarak şunu söylemek gerekirse Hegel idealizme son noktayı koyan ve idealist felsefenin en büyük temsilcisidir. Modern diyalektiğin kurucusu.

Düşünce sistemleri birbirlerinden faydalanır. Keza marks, başının üzerinde duran diyalektiği ayakları üzerine oturttum der. Maddesel temele yani...

Üstelik Marksizmin üç saç ayağından biri Alman felsefesidir. Alman felsefesi içinde olanlardan biri de Hegel ve çok da önemli felsefecilerindendir.

Öyle bir ağacın tepesinde oturup ıskalayan şerhler yapmakla olmuyor o işler. (Gülücük)

Not: bu başlığa sürekli felsefe notları girilecektir.

21.07.2018 22:45
  1. karşıtların birliği

    Şimdi birkaç anlamı bilinmeyen felsefe mefhumu kullanıyor diye sanırsın çığır açmış, sanırsın alaşağı etmiş düşünce sistemlerini. Nerden tutayım dersen elde kalıyor. Eskiler derdi ya; "Hat galat, imlâ galat, inşâ galat, manâ galat!"

    Şimdi diyalektik nedir ona bakalım: "gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi" bir nevi akıl yürüterek araştırma yapmak olarak anlayabilirsiniz. Hegel ise tez artı antitezin teze dönüşmesinden bahseder. Muhtemelen şahıs Hegelci, idealist... diyalektik materyalizmi idealizmin antitezi olarak yazmış. Yani şöyle olmuş şahsa göre, diyalektik materyalizm diyalektikten önce doğuyor ve tez halindeyken birisi gelip antitez oluşturmuş. (Gülücük)

    Şimdi üstüne üstlük tümden reddetme demiş bakın Marks ne diyor: "benim diyalektik metodum, hegelci metoddan esas bakımdan farklı olmakla kalmayıp onun tam tersidir, hegel'in muhtar bir süje haline soktuğu mantık anlayışı, ona göre gerçeğin yaratıcısı olup, gerçek bunun dış tezahürüdür. bana göre ise, tam tersine; ideal, insan beynine nakledilmiş ve çevrilmiş maddeden başka bir şey değildir."

    bir şey daha var, paradoks isterseniz çelişki deyin salt bir şekilde kaldırılamaz. Diyalektiğe ters.

    Tanım: Hegeltan diyalektiği ve materyalist diyalektiği çok uzun uzun yazacaktım da enerjim, tahammülüm yok artık bilgi paylaşımına.

     
  2. fargo

    Kara mizah, Teoloji, suç, cinayet...

    Oyuncular muhteşem ötesi yönetmenlik de hakeza öyle. Filmlerin kötü karakterleri ilgimi çekmezdi bu ilk oldu tuhaftır. Billy Bob Thornton Olması sebebiyle de normaldir. Malvo...

    Yalnız ilk sezonu çok tadında bırakmıştı. Durağandır ve konsantre olmak güçtür açıkçası. Dizi, birçok şeyi size bırakıyor. Dikkat dağınıklığı olunca kopabiliyorsunuz akışından. Sürükleyici olduğu söylenemez.

    İzlemek gerekir.

     
  3. Sessizliğin anarşisi

    Kitabın girişi şöyle aslında;

    En büyük edebi eseri, Tanrıyı

    Ve en güzel ütopyayı, anarşiyi

    Yaratabilmiş insana...

    Bunca yaratıcılıktan bunca bayağılığa düşebildiği için...

    Birinci entryde imla düzelsin diye girilen enrty. Dolayısıyla edit imla: (son cümlede ifşaya yerine ifşaat ve kesme işareti yüzünden soru işareti oluşmuş ilk alıntı kısmında)

    Yalnız giriş kısmı olmadan çok eksik olurdu başlık.

     
  4. Sessizliğin anarşisi

    Işık Ergüden eseri...

    Çevirinin piri hatta felsefe çevirilerinin mihenk taşı. Bazen sırf o çevirdi diye kitap alıp okuduğum oluyor. Kendisine ait kitabı okumak ise daha da heyecanlı. Yeni bir manifesto, sessizliğin ve sözün manifestosu.

    İnsan, insanı insanlaştırmaktan çıkaran ve ket vuran her şeye şiir gibi, salt hedefi bularak kötü söz kullanmadan kalem ile dokunabilir mi? Bu kitapta ortak paydası olanlar bir nebze anlar birbirini.

    "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon?a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla burayı koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e? toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının iktisadın ve politikanın yegane temeli olarak suçun tarihidir. hiyerarşik bir sistem halinde örgütlenmiş tüm kurum ve kitleler, suçun varlığı etrafında buluşurlar."

    Okudukça arının her çiçekten aldığı tozları geliyor akla. Hangi filozofu seviyorsanız o kokuyor. Üstelik bizden, bu topraktan... çağa uygun, toplum analizi ne ararsanız var.

    "hareketin ve hızın başat hale geldiği bu çağ sonunda, yaratıcılık, duygu ve zeka yoksunu insan, suçu genelleştirdi. hareketin, hızın öncesi ve sonrası arasında yalnızca bir tür kilitlenme hali, zihinsel ve bedensel aptallık, bellek yitimi, uyuşukluk ve sarhoşluk kol geziyor."

    Ve son bir alıntı;

    Söz söz değil artık: gürültü, dedikodu, itiraf, ifşaya; iftira, ispiyon, ironi, parodi...

     
  5. Dekalog

    Diziyi çok uzun süre önce izlemiş olmakla birlikte entrysini birkaç ay önce girecekken sitede olan sorundan ötürü tesadüfen bu ara girdiğim başlık. üstelik idam meselesinde örnek gösterildiğini yeni gördüm ki tam isabet olmuş. Hatta daha iyi bir örnek olamazdı. Çünkü zaten kieslowski o bölümü çekme nedeni idamdır ve bir konuşma yapmış. Merak eden netten bakabilir. Bölüm şiddeti lanetliyor, çünkü öldürmek kimin elinden gelirse gelsin şiddetin en üst biçimidir.

    Beni o bölümde etkileyen ve iğrendiren şey cinayet sahnelerinin çok uzun, detaylı ve soğukkanlılık ile yapıldığı izleniminin uyandırması. Genç çocuk taksiciyi durup dururken iple arkadan boğmaya kalkar. öldüremeyince, sopayla dener şansını. tam öldü diye denize atacakken ölmediğini görünce başını taşla ezer. Genç çocuğun ise yargılanmasından sonra ipe çekilişinde can çekişi dahil gayet ayrıntıyla çekilmiş.

    Katilin cinayet sebebi ise sevgi yoksunluğu. Başta nefret ettiğimiz ana karakter sonrasında acınılan duruma düşüyor.

    Ve kieslowski şöyle diyor dizi hakkında;

    ayrıca ülkem halkının dünyasını, insanların birbirlerine hiç acımadığı, birbirlerinden nefret ettiği, kimsenin birbirine yardım etmediği, sadece engel olduğu korkunç ve renksiz bir dünyayı tanımlamak istedim. insanların birbirlerini geri püskürttükleri bir dünya. yalnız yaşayan insanların dünyası.

    kieslowski büyük adam ve yönetmensin vesselam...