1 2 3 4 5 6 7 8

Omayraaa

Bu üye Yazar

Bu üyenin profil sayfasına git

236 entry 261 konu 32 puan
15.10.2020 01:07 son işlem tarihi takip etme takip et

karşıtların birliği

İnsanlık tarihinde felsefenin en önemli soru ve sorunlarından olan varoluş anlayışı ve buna verilen cevaplar üzerinden felsefe, bilim gelişti diyebilir miyiz?

Bu konu ise iki yorumlama ile çıkıyor sahneye ve ayrılıyor birbirinden. İdealizm/materyalizm. Zaman ve kümülatif de önemli gelişim açısından. Hal böyleyken idealizmi de tam anlamayan hatta felsefe sözlüğüne ciddi manada ihtiyacı olan genç Hegel bilmez idealist hegelciler, red etme kavramını kullanmış bulunmuş. Bulunmuş diyelim yoksa hiçbir gerçek hegelci muhtemelen böyle bir kavram kullanmaz. Öncelikle birbirine reaksiyon olarak doğmamış şey nasıl birbirini reddeder ki. Şunu anlamak gerekir ki felsefede düşünce sistemleri/gelişimi birbirini doğrulama, reddetme işlevi görmüyor. Konuları, alanları doğrulama veya yanlışlama yapmak değildir. Salt bir bilgi ve yetenek de yoktur. Dolayısıyla bu düşünce sistemlerinden bir şeyleri kanıtlama, reddetme, olumlama gibi talepler anlamsız olur.

İdealizm (apiorri) ruhun doğadan önce olduğunu söyler ve bu durumda düşünce maddeden ayrıdır savı üzerinden yürürler. Materyalizm ise varlığa ruhtan önce değer verir. Madde bilinci belirler. İlk madde vardır demektir bu da yani düşünceden önce vardır.,Hem düşüncenin hem de doğanın gelişim yasasıdır. Dinamiktir, doğada çoğu şey birbiri ile ilintilidir ve her şey değişe. bilim de bu sayede gelişmiştir.

Son olarak şunu söylemek gerekirse Hegel idealizme son noktayı koyan ve idealist felsefenin en büyük temsilcisidir. Modern diyalektiğin kurucusu.

Düşünce sistemleri birbirlerinden faydalanır. Keza marks, başının üzerinde duran diyalektiği ayakları üzerine oturttum der. Maddesel temele yani...

Üstelik Marksizmin üç saç ayağından biri Alman felsefesidir. Alman felsefesi içinde olanlardan biri de Hegel ve çok da önemli felsefecilerindendir.

Öyle bir ağacın tepesinde oturup ıskalayan şerhler yapmakla olmuyor o işler. (Gülücük)

Not: bu başlığa sürekli felsefe notları girilecektir.

21.07.2018 22:45
  1. 1917

    Sinemada ya da devasa bir ekranda izlemek istediğim tek filmdi diyebilirim. Bunun farkına izledikten sonra varmıştım. Sonra da sinemaya düşmeden filmi izlediğim için kızmıştım kendime mebzul miktarda. Çünkü filmin çekim tekniği çok farklı gelmişti bana ki meğer çekim tekniği zaten çok farklıymış. Bu konuda teknik bilgim yok yazdıklarım anlatır umarım meramımı. Tek plan/kamera çekimi, geri dönüş sahneleri yok ve dolayısıyla fazlasıyla mekan bağlantısı kuruyorsunuz daha doğrusu filmin içindeymişsiniz hissi doğuyor. Evet senaryoda zayıflık olabilir ki bence önemli olan gerçeklik, görsel şölen ve filmin yarattığı ambiyans... Senaryodan ziyade filmin çekim tekniği gayet tabi ön planda. Üstelik 1. Dünya savaşı ile ilgili çok film izlememiş biri olarak diyebilirim ki etkileyiciydi. Ayrıca iyi oyuncu şöleni. bir kere andrew Scott ve benedict cumberbatch vardı. Daha ne olsundu. Beni ürküten sahne yalnızlık duygusu... bomba, ateş, şehir kuşatması içinde kalan askerin/askerlerin/insanın/insanların dehşet veren yalnızlığı. Savaştaki yalnızlık! Ve o ağaç, ağacın gerçekliği hatta sütün, farenin gerçekliği... hatırlayınca bile bıraktığı duygular harekete geçti. O kadar takip etmiştim sinemaya ya gelmedi ya ben kaçırdım ya da pandemiden mütevellit bir şeyler oldu. Olmuştur yani, niye olmasın. Kamera arkası çekimler de oldukça keyifliydi bu arada. Bir gün projektör falan olur devasa bir boyutla yansıtıp tekrar izlerim belki, niye izlemeyeyim ki hem...

    Kubrick yaşasa ne derdi?

    Hülasa; sadeliği de bir sinema filminde görmek de muazzamdı...

     
  2. babylon Berlin

    Kusursuz bir dönem dizisi. Almanlar bu konuda da çok iyi iş çıkarmış dedirten cinstendi. Müthiş bir bilgi, derin araştırma, muazzam detaylar olmadan bu iş olmuyor sevgili Romalılar! Kurgu da cabası... Polisiye diye geçiyor dizi lakin içinde 1. dünya savaşı sonrası almanya ki öncesi hakkında da anekdotlar içeren, kurulan weimar cumhuriyeti, nazizimin doğuşu ki dolayısıyla adım adım gelecek olan hitler, Sovyetler, troçkistler falan (ulan kardakov)... dolayısıyla politik de denilebilecek bir yapım ya da ben diziyi daha çok bu yönüyle izledim. (O zaman politik polisiye diyelim.) üstelik kültür, sanat, yaşam tarzı, ekonomik, sosyolojik ipuçlarını olağanüstü bir görsel şölenle ekrana yansıtıyorlar. Sefalet, şatafat, ihtiras, ihanetler...

    Kendinizi tam olarak o devirde hissedebilirsiniz. Kullanılan müzik, dans, dizideki film çekimleri, kıyafetler, mekan sizi tam o atmosfere götürüp büyülüyor. Çok heyecan vericiydi yahu şimdi bile o tadı hissettim.

    /zu asche zu staub/

    Çok şey yazmayalım. İzlemek yeterli. Gelsin yeni sezonlar, aylardır bekliyoruz.

     
  3. Fleabag

    Kara mizah ya da modern çağın yalnızlık serancamı...

    İnsanın kendiyle bütünleştirebileceği az sayıda dizi, film, roman ve bunların kahramanları vardır. Bir sanat eserinde ise herkesten bir şeyler bulmak çok daha zordur. Modern insanın; var olma çabası içindeyken aile, toplum, ahlak ve tüm kutsal atfedilenleri belli bir potada eritmenin fotoğrafını sunmuş dizi hatta dizicik. Tutunamamış bir kadının bireysel özgürlüğünden vazgeçip topluma entegre olmaktansa tabiri caizse birçok şeyden feragat etmesi ve her insana artı çoğu kuruma karşı garip/ucube görünmekten beis görmemesi... Kendi olması. Çok sıradan, çok samimi, çok insansı, çokça benden veya sizden/bizden... Yani niye o kadar etkiledi o kısalık ve sadelikle? Çünkü!

    Heykel sarmalı, isimsizler mangası...

    -it'll pass!

    Hani kadının iç sesini rahip duydu ya hani kadın da rahibin tilkisi gördü ya... İşte çok muazzam bir detaydı!

     
  4. valkyrie

    İkinci dünya savaşı daha doğrusu özelde hitler ile ilgili bir çok unutulmaz film vardır. Bu filmi diğerlerinden ayıran ise daha çok yönetim ve militarizm üzerinden gitmesi. Bence zor bir konu ve izleyiciyi ekranın başında tutmak maharet ister. Dolayısıyla Hitler için planlanan bir suikast ve darbenin çok gerçekçi bir şekilde sinemaya aktarılması takdire şayan. Gerçek bir olay üzerinden güzel bir çalışma çıkarılmış.

    orada ve o devirde olduğunuzu hissediyorsunuz. Gerilim, heyecan, korku...

    büyük cesaret!

    Filmde himler olmadan suikastın yapılmaması isteniyor. Yalnız himler kadar göring, gobbels de var hitler'den aşağı tarafı olmayan. Aslında hiç araştırmadığım yalnız bir sohbette aklımda kalan bir şey var. Tabi tarih sonrası fısıltı, abartı mı bakmak gerek. Operasyon valkyrie dışında/hariç Hitler'e suikast düzenlemek isteyen kişilerden biri himler. Bu adamın manyak olduğunu ve herkesi, her şeyi çılgınlıkla çöküşe götürdüğü lafı dolaşmış bir ara. Gerçi bu sohbete karşılık benim de söylediğim şey: himler eğer hitler'in yanındaysa ki onun kadar azılı bir cani bu söylenen belki liderlik takıntısından doğmuştur.

    Neyse sonunu bilsek de ay acaba ölür mü falan dedirtecek cinsten film.

    albay stauffenberg (tom cruise'un iyi oyunculuğu ve benzerliği), Sonu tabi ki hüsran.

     
  5. Tom Cruise

    Operasyon valkyrie İle bir miktar devleşen aktör.

    Ha bir de kolsuz haliyle Hitlere selam verişi unutulmazdı.