anadolu irfanı dediğimiz o muazzam havuzun içinden bazen öyle sözler çıkıyor ki, "ula hadi biri bunu söyledi, koskoca köy ahalisi arkasından nasıl onaylayıp bunu yüzyıllarca yaşattı?" diye insanı hayretler içinde bırakan durumdur.
mesela "besle kargayı oysun gözünü" sözü. be atam, koca doğada evcilleştirecek, besleyecek hayvan kalmadı da kargaya mı ekmek verdin? ya da o meşhur, kurumsal hayatın ve insan ilişkilerinin adeta gizli anayasası olmuş "deveyi.." diye başlayan o malum atasözü. bakıyorsun adam haksız mı? vallahi sonuna kadar haklı. plazada müdüre ne kadar şirinlik yaparsan yap kıymetin bilinmez; ama ne zaman ki "yeter be" deyip masaya vursan o zaman saygı görürsün. atalarımız kibarlığın bu topraklarda sökmediğini daha o zamandan çözmüş, jenerik olsun diye de işin içine deveyi karıştırmış.
sonra birbiriyle çelişenler var; "damlaya damlaya göl olur" derler, hemen arkasından "taşıma suyla değirmen dönmez" diye fırça atarlar. ulan bir karar verin, biriktirelim mi yoksa değirmeni mi kapatalım? resmen atalarımız her ihtimale karşı kupon doldurmuş, hangi durum tutarsa "biz zamanında demiştik" moduna yatmışlar.