1 2 3 4 5 6 7 8

En Beğenilen Entryler

  1. günde 80 hasta muayenesi

    ben günde 150 bakıyorum her gün

    80 hasta palavradır

    çoğu doktorda bu durumdadır

    bir yerde devlet norm kadroda 4 doktor gereklidir dediği yerde 1 doktor varsa böyle şeyler olur.

    eğer hastalar acilde yazılan ilaçların sadece yüzde 20sini alırsa böyle şeyler olur

    acilden çıkan hasta yüzde 50 sorar ilaçlar alınacak mı diye

    sözün bitti yerdir orası

    eğer acilde hastalar bir serumla (tuzlu su-şekerli su ) amibli dizanterinin tedavi edileceğini sanırsa ve ilaçları almazsa böyle olur.

    hastalar acil servisi tanı konulan bir yer sanırsa öyle şeyler olur .

    acil servis yaşam kurtarılan bir yerdir.

    ben günün büyük kısmında hastaların tomografi, röntgen, antibiyotik, yeşil reçeteli ilaç isteklerinin yanlışlığını anlatmakla geçiriyorum

    şu anda hastaların sağlık konusunda kendilerine zarar vermelerini önlemekten hasta bakmaya vakit bulamıyorum

  2. İsmail Cem Türkiye'de geri kalmışlığın tarihi

    Şu sıralar okuduğum kitaptır. Osmanlıdan günümüze geri kalmışlığın tarihini anlatıyor.

  3. günde 80 hasta muayenesi

    hasta tedavisinde yüzde 80 doktora inanmak gerekir.

    hastalar konu komşunun dolduruşuyla

    hiç bir şey bilmeden

    ısrarlı isteklerle geliyorlar.

    herkes kendini doktordan bilgili sanmaya başladı

    Avrupa'da doktorlar 20-30 hasta bakarken bizde 150, cilde 400- 500 hasta bakıyor.

    bu saçmalıktan tedavi çıkmaz.

    doktorların raporlu ilaçları, tüm yazdıklarının yüzde 1 bile değil.

    bunu bilmeyenler gelmiş burada saçmalıyor.

    tedavinin sonuçsuz olmasının sebebinin doktor olma nedeni en fazla yüzde 1-2 dir

    yüzde 90 sebebi hastadır. diyet yap dersin yapmaz, şu yapma dersin yapar. çünkü hasta sağlık konusunda sıfırı bırak ülkemizde negatif bilince sahiptir

    işte gerçek halkımız sağlık konusunda yapılan araştırmalarda açık ara dünya sonuncusu.

    yüzde 8-9 sistemsel sebepler.

    hastalar kafalarındaki tetkik ve tedavi için yazılana yapılana kadar doktor doktor dolaşıyor

    sonuç fiyasko.

    kılavuzu karga olanın demişler.

  4. gidememek

    demir atmak ve atılan demirin dibe iyice saplanıp çıkmaması.

    demiri tutan halatın da kopmaması.

    ben de bu demirin gemisi...

    çürüyüp dibe batana kadar olduğum yerde kalacağım herhalde.

  5. 40 yaş sendromu

    40 yaş üstü sözlük yazarıyım. kırklı yaşlara girmeyi Toyluktan arınmış olmanın eşiği olarak görüyorum. Zira 20'li ve hatta 30'lu yaşların o kendine has tecrübesizliğini farkında olarak ya da olmayarak üzerinizden atıyor, her "hıyarım var" diyene tuzu alıp koşmuyorsunuz.

    Bu yaş grubunun bir katkısı da olaylara ve hayata çoklu pencereden yani -daha teknik bir tabirle- panoramik bakış açısı kazandırmasıdır. Böylelikle konuşurken acele etmiyor, "şöyle de bir durum var" diyerek etraflıca fikir yürütebiliyorsunuz.

    Velhasıl, "sendrom"u kazanıma çevirmek aslında güzel bir sürpriz.

  6. 40 yaş sendromu

    30'lu yaşlarının son demlerini yaşamakta olan ve kısa süre içersinde 40 yaşına girecek olan kişinin içinde bulunduğu değişik ruh hâlini ifade eder. Bir nevi orta yaş sendromunun başlangıcıdır. Bu sendromun ilk hafif belirtileri 30 yaşına girildiğinde hissedilir ancak çabuk atlatılır. 40 yaşında ise durum bir tık daha ciddileşir, kişi kendini artık yaşlı gibi hissetmeye, teyze/amca seslenişlerine alıştırmaya, vücutta beliren, normalde yaşlılarda olurdu dediği hastalıkların tedavisi ile uğraşmaya başlarken bulur.

    En zoru da durumla psikolojik olarak başetmektir. Biri "kaç yaşındasındasın" diye sorduğunda "40 yaşındayım" derken bile o "40" insanın dilinde ne kadar büyür, yuvarlanır, ağızdan çıkası gelmez. Bir yandan da "ben ne ara 40 oldum yaa" diye isyan edip, su gibi akıp giden zamanın hüznü çöker. Gençlikte yapmak istediklerimin ne kadarını yapabildim, o yılları iyi değerlendirebildim mi şeklinde kişi iç hesaplaşmaya girmeye başlar. Kendi ile barışık ise 40. Yaşın ortalarına doğru öyle ya da böyle bu sendromun buhrânından kendini kurtarıp, biraz da güzelliklerini yaşamaya başlar. Bilmiyorum, daha 1,5 ayım var 40.yaşındayım demek için, herhalde güzellikleri de vardır diye düşünüyorum. En azından bu yaşa kadar gelmiş olmak bile bir "şükür" sebebi olmalıdır. Yalancıktan değil, gerçekten de her yaşın ayrı bir güzelliği olduğuna inananlardanım. Her ne kadar bazıları için kabul etmesi daha zor olsa da zaman ileriye doğru akıp gidiyor ve biz canlılar da buna karşı koyamıyoruz. Engel olamadığımız hayatın gerçeklerine karşı direnmektense, her ânını "iyi ki" dediğimiz şeylerle geçirip yaşantımızı mutlu ve huzurlu kılmalıyız.

  7. büyük pasifik çöp alanı

    kapladığı alan birkaç türkiye yüzölçümü kadardır. plastik, kapitalizmin şu anki şartlarda vazgeçmesinin mümkün olmadığı, kapitalizme göre mucizevi bir maddedir. ucuzdur, üretimi kolaydır, dayanıklıdır, hafiftir. geri dönüşümü zordur, geri dönüştürülse bile defalarca kez olmaz, en fazla iki kez. ayrıca daha önemlisi, yenisini üretmek geri dönüştürmekten daha ucuzdur, kapitalizmin bu durumda yapacağı tercihi tahmin etmek zor değil.

  8. milli mücadele dönemi yazarları

    eserlerini hızlıca yeniden ele alıp okumamız okutmamız gereken yazarlar.

  9. hobi edinmek

    Hobi, Kişinin hayatını idâme ettirdiği, "mesleğim" dediği işin dışında kalan vakitlerde, tamamen zevk aldığı için, yapmaktan hoşlandığı için, bu sırada geçen zaman kişinin kendini iyi hissetmesini sağladığı için gerçekleştirilen her türlü uğraşılar bütünüdür.

    Maalesef bizim toplumumuzda pek yeri yoktur, "ne gerek var", "neden uğraşıyorsun ki", "yapacak işin mi yok", "satıp, para kazansana" tarzı o kadar çok eleştirel cümle ile karşılaşıyorum ki yakın çevrem tarafından (neyse ki eşim en büyük destekçim). Daha önce de paylaştığım gibi 3-4 yıldır taş boyuyorum, önceleri sadece tek taşa birşeyler çizip, boyayıp, vernikleyip, magnet halinde buzdolabıma asıyordum, sonrasında kütük, mdf ahşap, jüt ipten yapılmış zeminler üzerinde belli bir kompozisyon dahilinde çalışmalar yapmayı keşfettim. Sırf bu hobim için instagramda göreceğim çok çalışma vardır düşüncesiyle instagrama üye oldum ki iyi ki olmuşum, çok yararlı oluyor çünkü orda bu işi hobi olarak değil de ticari olarak yürüten yüzlerce insan var, onlarla tanışmak ve paylaşımlarından feyz almak hoşuma gidiyor. Sürekli kendimi yenilemek ve geliştirmek, amatörce yaptığım çalışmaları daha ileriye taşımak kendi açımdan azıcık da olsa takdiri hak ettiğini düşünüyorum.

    Hobi sahibi olmak aynı zamanda bir emek ve para ister. Hammaddem olan taşları, memleketimden tek tek ellerimle toplar, onları uzun yol yolculuğunda güvenli bir şekilde taşır, eve gelince de tek tek yıkayıp, ebat ve şekilllerine göre tasnif ederim ki bu iş çok yorucudur ancak bir o kadar da zevklidir. Bazen eşim de taş seçer bana verir, geri bırakırım, "bu işime yaramaz ki" derim. Taşı ilk elime aldığımda ondan ne yapabileceğimi öngörebilmeliyim, 800 km yol katedip deniz kenarından evimdeki dolaba kadar gelebilmesi için taşın bir sonraki aşamasını hayal edebilmeliyim. Yoksa deniz kenarı taş dolu, ancak hepsi çalışma yapmaya müsait değil. Bu iş taş ile de bitmiyor tabi ki, Önce bir kırtasiyeden aldığım akrilik 6 lı boya seti ile başladım, meğerse hobi merkezlerinde bu iş için koca koca tüplerde markalı akrilik boyalar varmış, bunları keşfettikten sonra yaklaşık 50 ye yakın renkte akrilik boya kutum oldu. İnstagramda akrilik boyaların farklı kalınlıklardaki uçlarda kalemlere de doldurulduğunu gördüm, en kaliteli olan çok pahalı ama birini olsun (en çok giden beyaz renk) ondan aldım, diğer renklerde daha ucuza kaçtım. Çünkü ince uçlu kalemlerde ince detaylarda çok faydalı oluyor. Boy boy Fırçalar tabi ki olmazsa olmaz. Vernik olarak ilk başta tiner bazlı olanı kullanıyordum, ancak zahmetliydi, kuruması çok vakit alıyor ve kokuyordu. Kısa sürede fark ettim ki su bazlı vernikler varmış. Tiner bazlı kadar parlak yapmasalar da daha sağlıklı ve kullanımı kolay. Ve en temel malzeme olan tüm bu taşları belli bir kompozisyon dahilinde yerleşyireceğimiz alt zemin gerekiyor. En baştan beri "kütük"çüyüm ben. Doğal ahşap kütük gibisi yok. Kütük zemine uygulanan çalışmalar ayrı bir gözüme hoş geliyor. Ancak sadece kütük zemine yapmadım. İstanbu'a uğradığımda eminönü'nde o dar karmaşık sokakların birinde bir yer bulmuştum hobi malzemeleri satan. Genelde ahşap mdf yapısındanki anahtarlık, supla, çaydanlık altlığı gibi şeyleri burdan tedarik ediyordum. Pandemi girince araya internetten sipariş vermeye başladım. Tüm bu uğraşılar kendim için. Çalışmalarımın büyük bir çoğunluğunu kendi evimin duvarına astım, diğer büyük çoğunluğunu da aileme ve öğretmen arkadaşlarıma hediye ettim.

    Şuan "paha biç, bu çalışmayı bana sat" dese biri vermem, veremem. Çünkü onu kendime yaptım. Başkasına yaptıklarımı da para karşılığında veremem çünkü işin içine maddiyat girerse kendi nezdimde o iş "hobi" olmaktan çıkar. Ancak emekli olduğumda da düşünmüyor değilim, zira instagramda daha ilk günümde lisedeki biyoloji öğretmenime denk geldim. Emekli olunca yapmaya ve yaptıklarını sipariş üzerine türkiye'nin pek çok yerindeki kişilerle paylaşmaya başlamış. Neden olmasın, belki ilerde emekli olunca ben de işi daha ticari boyuta taşırım ya da taşımam, bilmiyorum ancak şuan sadece hobi olarak kalması benim için yeterli.

    Herkesin kendine bir hobi edinmesi, vaktini bu şekilde daha değerli ve kaliteli geçirmesi gerekir. hobi süresince geçen süre, kişinin kendine ayırdığı zamandır aslında. Kendi için bir şey yapmaya alışık olmayan bünyeler tarafından her ne kadar çöpe atılan zaman ve para gözüyle bakılsa da hobi sahibi olmak dünyanın en güzel şeylerinden biridir.

  10. ilhan irem

    anlasana şarkısıyla zirve yapan kaliteli bir sanatçıydı

    hepimizin severek dinlediği şarkılara hayat veren insan mekanı cennet olsun

    bu dünyadan bir ilhan irem geçti...