1 2 3 4 5 6 7 8

Colonel Hans Landa

Bu üye Yazar

Bu üyenin profil sayfasına git

486 entry 13 konu hiç puanı yok
16.11.2021 13:28 son işlem tarihi takip etme takip et

akrostiş

***

vasat değilim demiş dermes-i aşık

artık bilsin, nerde kermes, nerde kaşık?

sen ki oldun bahçede tam bir sarmaşık

ama üzülme, işler zaten karmaşık

tamam dermes, vasat değil senin başlık

***

sondaki kafiye tam oturmasa da yine 12'li hece ölçüsüyle efsane bir iş çıkardığım vasat başlık.

07.06.2021 12:51
  1. aşkı için tacından vazgeçmek

    güç zehirlenmesine karşı koyabilecek kadar sağlam bir irade isteyen cesur eylem.

    bu durumun ağababasını yaşayan adam, büyük britanya imparatorluğu'nun hala "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" olarak adlandırıldığı 1936 yılında halihazırda tahtta iken aşkıyla evlenebilmek için tahttan kardeşi lehine çekilen 8.Edward'dır. japon prensesi'nin daha sadece prenses unvanına sahip olduğunu ve hele hele japonya'da kadınların imparatoriçe olarak monark olamadıklarını düşünürsek 8.edward'ın yanında tırt bir çekilmedir.

    bir de birkaç yıl önce yine ingiliz prensi harry aşkı için -olası- taht iddiasından vazgeçmiştir ama o da tırttır, zira "ölümsüz" 2.elizabeth bir şekilde ölebilirse, 73 yaşında hala prens olarak takılan prens charles, harry'nin abisi prens william ve william'ın 3 çocuğunun büyük britanya taht veraset sisteminde prens harry'den önde bulunduklarını ve prens harry'nin 6.sırada olduğunu düşünürsek zaten ingiliz tahtına geçmesi pratikte neredeyse imkansızdır.

     
  2. dünya solaklar günü

    şanlı solaklar cemiyeti olarak yine coşkuyla kutladığımız efsane gün.

    solak kardeşlerim; dünya nüfusunun çoğunluğunu (~ %90) oluşturan vasat sağlak'ların asla deneyimleyemeyeceği bu muazzam ve nadir özelliğinizle gurur duyun ve mümkünse sağı solu kırıp dökmeden günümüzü kutlayın.(genellikle sakarız)

     
  3. Fiat Justitia Ruat Caelum

    hikayesi eğlenceli olan bir özlü söz.

    efenim hikaye -hatırladığım kadarıyla- odur ki, vakti zamanında roma döneminde küçük bir kasabaya bir yabancı gelir. kasabalının göz aşinalığı oluştuktan sonra bu yabancı birden kaybolur. tam yabancının kaybolduğu günlerde bir çiftçinin üstü başı kan içinde evine doğru döndüğü kasabalılar tarafından görülür. konu magistra'ya(yargıç) iletilir, muhafıza emir vererek çiftçiyi huzuruna getirtir. çiftçi cinayet işlemediğini, hatta yabancıyı görmediğini söyler ama elde bulunan kanıtlar zayıf da olsa çiftçiyi mahkum etmeye yeter. muhafızı tekrar çağırarak çiftçiyi kasabadaki meydana götürmesini ve cellada çiftçinin infaz emrini iletmesini emreder. emri alan muhafız denileni yapar. kasaba ahalisi meydanda toplaşıp idamı izlemeye hazırlanırken tam o sırada yabancı çıkar gelir, meğerse ölmemiş, komşu kasabada bir iş halletmeye gitmiştir. cellat, çiftçinin cinayet işlemediğini ve çiftçiyi tekrar yargıcın huzuruna götürmenin daha mantıklı olacağına karar verir. cellat ve muhafız yanlarına çiftçiyi ve yabancıyı da alarak tekrar yargıcın huzuruna çıkarlar. yargıç yaşananları dinledikten sonra odasına çekilir ve bir süre düşündükten sonra odasından 3 idam kararıyla çıkar;

    1) çiftçi idam edilecek. çünkü kendisi hakkında verilen ilk karar oydu ve kesindi.

    2) cellat idam edilecek. çünkü verilen karar kesindi ve yetkisi olmadığı halde kararı uygulamadı.

    3) yabancı idam edilecek. çünkü habersiz bir şekilde ortadan kaybolarak suçsuz bir insanın idamına sebep oldu.

    ve yargıç bu kararlardan sonra adalet için bir slogan haline gelecek özlü sözü söyler; "fiat justitia ruat caelum".

     
  4. zamanda yolculuk

    şu an sahip olunan bilgi ve teknoloji seviyesiyle yapılması mümkün olmayan yolculuk.

    kişisel olarak geleceğe gidilebileceğine olasılık vermiyorum ama geçmişe gidilebilir. ha "bilimde bana göre, sana göre mi olur?" derseniz, evet olmaz ama zaten şu an için bilimkurgu düzeyinde bir kavram olduğu için sallamak serbesttir. bu konuyu -kendime göre- açıklığa kavuşturduğuma göre sallamaya devam edebilirim; geçmişe gidilse de gözlemcinin herhangi bir değişikliğe sebep olamayacağını düşünüyorum. yani gidip de adolf hitler'i gençken öldüremezsiniz veya dedenize, babanıza "git şuradan 10 dönüm arazi al da zengin olalım" diyemezsiniz, deseniz de duymaz yani. onlar kendi gerçekliğini yaşarken siz de bir film izler gibi veya 3 boyutlu şekilde filmin içinde gezer gibi gözlem yapabilirsiniz. zira aksi halde ufak bir değişiklik bile dünya üzerinde milyonlarca farklı senaryo yaşanmasına sebep olabilir ve bu da asıl gerçeği (yani sizin zamanda yolculuğa çıktığınız anı) değiştirir. bu durumda asıl dünyada yaşananlar ile sizin değişiklik yaptığınız dünyada yaşananlar farklı olacağından aynı evrende olamayacaktır, bir nevi paralel bir evrende yeni bir gerçeklik inşa etmiş olacaksınız ki bunun gerektireceği enerji sanırım tüm evrendekinden fazla olacaktır.

    geleceğe gidilmesi ise henüz oluşmamış, yaşanmamış olması sebebiyle bana imkansız geliyor. geçmişe gitmek gibi bir şey değil bu. örneğin dünyadan 500 ışık yılı uzağa gidip çok çok güçlü teleskoplarla dünyaya bakarsanız 1521 yılını izleyebilirsiniz, istanbul'a zoom yaparsanız kanuni sultan süleyman'ın tahttaki ilk yıllarını göreceksiniz. (tabi bu da inanılmaz büyük enerji gerektiren bir şey ve halihazırda insan yapımı bir nesnenin ulaşabildiği en uzak mesafe yaklaşık 18 "ışık saati". evet ışık saati, mevcut teknolojimizle ışık yılını bırakın, ışık günü kadar bile yol alabilmiş değiliz. 1977'de gönderilen voyager 1, ışığın 18 saatte kat ettiği mesafeyi gidebildi sadece.) yani geçmişe gitmek daha doğrusu geçmişi gözlemlemek zaten mümkün. mesela her gece gökyüzünde gördüğünüz yıldızlar da geçmişi gözlemlemek anlamına gelmiyor mu? 50 ışık yıl ötedeki yıldızın 50 yıl önceki görüntüsünü, 600 ışık yılı ötedeki yıldızın da 600 yıl önceki görüntüsünü gözlemliyoruz halihazırda.

    son olarak da kendi aforizmamı üfüreyim; ne geçmiş ne gelecek. en iyisi ise şu anı mutlu, huzurlu ve sağlıklı şekilde yaşayabilmektir. yoksa geçmişin sakinliğine ve doğallığına, geleceğin de teknolojik rahatlık avantajına bakıp bakıp üzülürsünüz, gerek yok :) "2021" de birileri için gelecekti, birileri için de geçmiş olacak, fazla takılmayın.

    not: gelecekte bilimin yukarıda yazdıklarımı çürütüp "olmaz" dediklerimi olduracağına neredeyse eminim ve bilimin bu muazzam gücüne hayranım.

     
  5. hiyeroglif

    eğer hiyerogliften kasıt "eski mısır hiyeroglifleri" ise fransız filolog jean francois champollion tarafından çözüldüğünü söyleyebileceğimiz yazı türü.

    eski mısır, tarihin hiç kuşkusuz en orijinal uygarlığını kurmuş bir krallık(aslında krallıklar, çok sayıda hanedanın hüküm sürdüğü bir ülke) olduğu için yazılarının da böylesi orijinal bir stilde olması bana şaşırtıcı gelmiyor açıkçası. champollion'un hiyeroglifleri çözme hikayesi ise oldukça keyiflidir, detaylarını yazmaya üşendiğim için kısaca özet geçeceğim. fransa ve ingiltere, 19.yy başlarında mısır üzerinde hem askeri alanda hem de tarih bilimi alanında mücadele ediyordu. her iki ülkenin filologları da o zamana kadar çözülememiş egzotik kadim uygarlığın dilini çözüp yarışta öne geçmek için ciddi çaba sarf ediyorlardı ama bir türlü başarılı olamıyorlardı, ta ki bir fransız askerinin tamamen rastlantı ile bir yazıt bulmasına kadar.

    bulunan bu yazıt, sıradan bir yazıt değildi, rosetta taşı (raşid taşı) adı verilen bu taşta aynı metnin üç farklı dilde yazımı olduğu düşünülüyordu. birincisi meşhur baş belası hiyeroglifler, ikincisi o dönemki yerel mısır dili ve üçüncüsü bildiğin yunanca! ilk iki dil öleli binlerce yıl olsa da yunanca hala konuşulan ve gayet iyi bilinen bir dil olduğundan fransızlar tüm umutlarını bu taşı çözmeye bağladılar. ( yunanca olma sebebi ise büyük iskender'dir. iskender, zamanında mısır'ı fethetti ve mısır firavunu unvanı alıp doğuya yöneldi, sonra iskender ölünce varisleri ortadan kaldırıldı ve "en güçlü" komutanlar kendi aralarında iskender'in imparatorluğunu paylaştılar, makedonyalı general Ptolemaios'a mısır verildi ve bu sayede yunanca konuşan bir hanedan olarak Ptolemaios hanedanı mısır'ı yönetmeye başladı, rosetta taşı'nda alakasız gibi görünen yunanca dilinin bulunma sebebi buydu)

    velhasıl yine fransa-ingiltere yarışında yaşanan bir sürü maceradan sonra champollion adlı genç bir filolog bazı sembollerin "kartuş" içinde yazıldığını fark etti ve bu sembollerin önemli bir şeyi temsil ettiğini düşündü (bir tanrı adı, firavun adı vb.) ve gerçekten de bu öngörüsü doğru çıktı. yanlış hatırlamıyorsam yunanca metinde geçen Ptolemaios ve kleopatra sözcüklerini kartuşlardaki sembollere uyarlamaya çalışınca uyduğunu gördü ve zaten gerisi çorap söküğü gibi geldi.