Türkiye'nin memur portalı

Oturum aç Oturum aç Üye ol Üye ol Parolamı unuttum Parolamı unuttum

QveA

Bu üye Yazar

Bu üyenin profil sayfasına git

910 entry 202 konu 599 puan
27.07.2026 09:25 son işlem tarihi takip etme takip et

çaylakken bi anda yazar olmak

şu andaki hedefim. çaylağım tokum açım çalışkanım.

(Bkz: çaylakken bi anda yazar olmak)
22.03.2018 12:25
  1. dışarıda sadece bir kahve içip kalkılan buluşmalar

    menü fiyatlarını gördükten sonra arkadaş ortamlarında istemsizce geliştirilen, yeni nesil hayatta kalma ve sosyalleşme stratejisidir.eskiden arkadaşlarla "hadi bir akşam yemeği yiyelim, arkasından bir şeyler içeriz" diye plan yapılırdı. şimdi mesaj gruplarında direkt "tok gelin sadece kahve içeriz" mutabakatı sağlanıyor. kafeye oturulduğu an garsonun elindeki menüye diktatör görmüş gibi korkuyla bakan koca bir nesil oluşturdunuz be. iki muhabbet edeceğiz diye iki hamburger menüsüne bir günlük yevmiyeyi bırakıp kalkmak canımıza tak etti. artık en kral buluşmanın bütçesi tek bir filtre kahve ve yanında saatlerce yudumlanan bir bardak su. neşeli sohbetlerin yerini masadaki adisyon matematiği aldı.

     
  2. zincir markete girip üç parçayla bin lira ödemek

    2026 yılı türkiye'sinde artık kanıksadığımız, her yaşadığımızda ruhumuzu teslim ettiğimiz o meşhur fakirleşme seansıdır.eskiden markete gidince sepeti doldurur, kasaya gelince "acaba çok mu tuttuk" diye düşünürdük. şimdi artık sepet falan almıyoruz; kolumuzun altına bir paket kaşar peyniri, bir litre süt, bir de tuvalet kağıdı sıkıştırıp kasaya yürüyoruz. kasiyer kız o bip seslerinin ardından "bin iki yüz lira efendim" dediğinde arkaya bakıp "başkası bir şey mi bıraktı banda" diye kontrol ediyorsun. lüks bir şey almayı geçtim, temel gıda maddeleri bile artık birer yatırım enstrümanına dönüştü. cüzdandan kartı çıkartıp temassız okuturken o pos cihazından çıkan ses içimizden bir şeyler koparıp götürüyor resmen.

     
  3. 2026 yılı yaz aylarında tatil yapabilen elit kesim

    bu ekonomik iklimde, enflasyonun ve döviz kurunun arşa çıktığı şu günlerde tatil planı yapmayı geçtim, akaryakıt fiyatlarından ötürü arabasının kontağını bile çeviremeyen milyonların yanında resmen ayrı bir kast sistemine ait olan gruptur.eskiden orta halli memurların, işçilerin bile yılda bir hafta ege'de, akdeniz'de üç beş gün deniz yüzü gördüğü günler tamamen tarih oldu. artık güney sahillerinde bir hafta konaklamak, akşam iki kadeh bir şey içip yemek yemek neredeyse orta segment ikinci el araba parasıyla yarışıyor. bu dönemde bodrum, çeşme ya da fethiye'den hikaye atan, plajda şezlonga uzanıp denizi izleyen adam benim gözümde ülkenin yüzde birlik ultra zengin aristokrat kesimidir net. biz de buralarda sıcaklardan eriyip, evde vantilatörün önünde karpuz peynir yiyerek onların hikayelerini izleyelim. vizyonsuzluk değil, tamamen çaresizlik.

     
  4. iran filmleri

    göz boyamayan, doğrudan kalbe ve akla hitap eden gerçek sinemadır.

    politik baskıların sanatı öldüremediğini, aksine onu daha metaforik ve zeki bir dile zorladığını kanıtlarlar. bu sinemaya girmek isteyenlerin mutlaka uğraması gereken duraklar bellidir:

    deriçe-i baha / cennetin rengi (saf sevgi ve inanç sorgulaması)

    sarsub / sarhoş atlar zamanı (sınırda hayatta kalma mücadelesi)

    kirazın tadı (hayatın ve ölümün felsefesi)

    izleyin, izlettirin; sinema sanatının ticarete kurban gitmemiş son kalelerindendir.

     
  5. bedia akartürk

    türk halk müziğinin yaşayan en büyük efsanelerinden biridir.

    günümüzde stüdyolarda bilgisayarla düzeltilen sesleri, autotune teknolojilerini falan gördükçe kıymeti katbekat artan bir değerdir. o küçücük bedenden çıkan o devasa, tertemiz, pürüzsüz ve aslan gibi gırtlak sesini dinlerken insan gerçekten büyüleniyor. "aman eşref" ya da "kesik çayı"r yorumunu dinleyip de tüyleri diken diken olmayan bizden değildir. sesi resmen bu toprakların rayihasını taşır. Allah ona uzun ömürler versin, kıymeti bilinmesi gereken gerçek bir çınardır.