Advertisement
1 2 3 4 5 6 7 8

Okul hayatında yaşanan travmalar

paylaş araştır şikayetçiyim

 

  1. İlkokuldaki resim dersinde, sulu boya ile resim yapılan kağıdın dalgalı tuhaf bir hal alması..

    Meğerse yıllar sonra 36 yaşında yeğene suluboya kağıdı almak için kırtasiyeye girdiğimizde öğreniyoruz ki suluboya yapılacak özel resim kağıtları varmış. "soğuk press mi sıcak press mi abi?" diyor, kırtasiyeci..

    afallıyor insan.. iyi kötü silkelenip kendini toparlıyor ve yarım ağız sorabiliyorsun

    "bunların Farkı nedir" diye?

    Bunların da en az 140 lbs ve %100 cotton olanları tercih edilmeliymiş.

    Hatta bununla da kalınmamış daha da ileri gidilmiş; yanlış boyanan yerleri ıslatarak yapılan boyama işlemini geri alan kağıtlar bile üretilmiş.. biz boşuna mı travma yaşamışız o kadar yıl..

     
    (Bkz: ben böyle tarzın)
  2. Yazının başlığını ortalama stresi

    tam bir baş belası.

    bir türlü kırmızı kalemle o başlık ortalanamazdı

    ve silinmiyordu o kırmızı kalem, iz bırakıyordu.

    Çünkü Her zaman alamazdık gerçek "kırmızı" olan faber'i. Rengi bordo olanlar daha ucuzdu

     
  3. Tek ayak üzerinde durmak, altına çiş yapmak, avuç içine cetvel vurulması, parmak kaldırmayan çocuğa soru sorulması, yerli malı haftasında durumu iyi olmayan öğrencinin hiç bir şey getirememesi, okul yakalığı olmadan okula girilmemesi, veli toplantısı, okul müdürünün her karşılaşılmasında herkesin içinde birilerine bağırıyor olması ve o çocuğun bir süre kimsenin yüzüne bakamaması, silgini kaybettiğin zamanlarda test ya da yazılı olması, kara tahtanın mutlaka bir öğrenciye sildirilmesi, tuvaletlerin bakımsız olmasından mütevellit genellikle kilitli kalma olayı, öğretmenler odasına girilmesi durumunda korkuya kapılma... Aralarında ben de etkisi hala olan bir tane vardır.Kimin olmaz ki, resmen survıvor. AKsiyon/gerilim ımdb 8.8

     
  4. resim yapmayı beceremeyen öğrencilerin resim dersine gelirken kendilerini eksik hissetmeleri ve arkadaşlarının Picassovari resimler yapmasından sonra moralinin dip yaptığı psikolojik durum.

     
  5. okuldan mezun olduğun yirmi beş sene olmuş olmasına rağmen hatırından çıkmayan, ya çok üzücü ya da çok güldürücü olaylardır. bende iki tane var:

    ilki, ilkokulda tırnaklarımı kesmeyi unuttuğum bir hafta farkına vardığımda çok utandığım, ardından tırnak kontrolü yapan biricik öğretmenime söylediğim şu saçma yalan:'tırnak makasım kırıldı'. kadıncağız yalan olduğunu kesin anlamıştır ama, olsun yenisini alıp kesersin sonra demiş beni bozmamıştı.

    ikincisi ise en komik travmamdır. bir gün ilkokula giderken çantamı evde unutmam. okula doğru yürüyorum oh ne güzel rahat rahat üzerimde bir hafiflik okula bir vardım ki çanta yok. kalem unutulur, defter, kitap unutulur da çanta unutulur mu? unutmuştum gerçekten. tabi eve bir koşu, sonra da okula geri koşu derken ben kan ter içinde yine de yetiştim ilk derse geç de olsa. zaten öğretmene denir mi çantamı unutmuşum diye. bazen rüyama bile giriyor bu durum. ama çok gülerim hatırladıkça.

     
  6. İlkokul 3 ya da 4'teyken müzik dersinde flütümü getirmeyi unutmuşum diye müzik hocamdan tüm sınıfın önünde yemediğim azar kalmamıştı, sesi çınlamıştı kulaklarımda. Aklıma geldikçe üzülürüm o yüzden unutmuştum bile. bu başlığı görünce anımsadım.

     
  7. ilkokul 5. sınıfta sınıf başkanı çok konuşanların isimlerini yazıp müdür yardımcısına vermişti. Müdür yardımcısı bir hışımla gelip ''isimlerini söylediklerim tahtaya çıksın'' dedi. Biz de 6 arkadaş dizildik kara tahtanın önüne. müdür yardımcısı bizim birbirimize tokat atmamızı söyledi. maalesef 6 arkadaş birbirimize tokat atmak zorunda kalmıştık. arkadaşlarımız olduğu için hızlı bir tokat da atamıyorduk. hızlı vurmayana müdür yardımcısı okkalı bir tokat atıyordu. o bize vurdukça bizde arkadaşımıza acımasızca vurmuştuk.

    o müdür yardımcısını saygı ile anıyorum.

     
  8. Dönüp dolaşıp bir ucu öğretmene dayanan travmalardır

    Eğitim günümüzde çok kalitesiz, berbat ötesi ama günümüz öğretmenlerinin pedogojik donanımı eski öğretmenenlere göre çok daha iyi bence.günümüzde yaşanan okul travmalarının çoğu öğretmenlerden değil akranlardan kaynaklanıyordur.eskiden okullar kışladan az halliceydi yahu, şükür o kafalardan çıktı ülke.

     
  9. parmağımla ıslık hayatta çalamam, bir gün derste deniyorum yine nasıl olsa çalamıyorum ses çıkmaz diye ve ne olduysa o an ıslığı çaldım. hoca döndü "kim o?" dedi. herkes bana döndü ve haliyle dersten atıldım.:)

    hayatım boyunca ilk ve son kez o an çalabilmiştim parmağımla ıslığı ve bir daha da çalamamıştım:)

    benim de travmam bu dediğim olay.

     
  10. hakaret ederek disipline etme çabasında olan tüm öğretmenler bir şekilde travma yaratmıştır. özellikle de küçük bir şehirde herkesin herkesi tanıdığı bir yerde okurken din, ırk ve cinsiyet ayrımcılığı yapan bir öğretmenimi hiç unutmayacağım. ortaokula yeni geçmiştim. bana karşı yapılan çok büyük bir sorun yaşamamış olmama rağmen, sınıf arkadaşlarımın üzerindeki yaralayıcı sözlerine katlanamayıp karşı çıkmıştım. öyle ki sınıftaki diğer arkadaşlarım da destek olunca tüm hakaret ettiği arkadaşlarımıza bu kez fiziksel şiddet uygulayıp "sizin yüzünüzden!" diyerek kendimizi daha da suçlu hissetmemize sebep olmuştu. nihayetinde hepimiz hakaret ve şiddet gördük o gün ancak günün sonunda tüm sınıf şikayet ettik.

    ne mi oldu? bizim okulumuzdan ayrılıp ilçemizdeki başka bir okula gönderildi. sistemin sorunu da buydu. sorunu çözmek değil, sorun çıkan yerden uzaklaştırarak bir sürede başka birilerinin sorunu olsundu. sistemin sorunu çözeceğini zaten ummuyordum ama liseye başladığımda o kişiyi bir de lise müdürü olarak karşıma çıkartmıştı hayat. bir de o sicille terfi edilmişti. düzeltmiş miydi kendini, ders çıkartmış mıydı diye sorarsanız hiç sanmıyorum. sadece lise öğrencilerine göre tarzı değişmişti. elbette karşı karşıya kaldığım sorunlar yine oldu ama biliyordu ki yine karşı çıkacaktım. disipline gönderilmemi birkaç kez istedi ama bilirsiniz ki notları iyi olan bir öğrencinin burada olmasını yadırgayan diğer öğretmenlerim sayesinde bir sorun yaşamadan liseyi bitirdim.

    çok çok yıllar sonra hiç beklemediğim bir yerde karşıma çıktı. yaşlanmıştı, artık emekli olmuştu. göz göze geldik ve yanına gidip selam verdim. hayatımdaki gelişmeleri sordu, diğer öğretmenlerimden haberlerimi aldığını söyledi. tebrik etti. umarım benden nefret etmiyorsundur dedi. hayır hocam, sayenizde kimseyi küçümsememeyi, ayrımcılık yapmamayı ve haksızlığın karşısında dik durmayı öğrendim dedim. vedalaştık ve bir daha hiç karşılaşmadık.

     
Entry yazmanız için üye olmanız gerekmektedir. Üye olmak için tıklayın, üye iseniz lütfen oturum açın.