![]() Türkiye'nin memur portalı |
|
ingilizce abstractı olmayan bir makalemi şuraya bırakayım istedim. işin garibi tıp biliminde böyle bir noksanın bulunması mı yoksa bu noksanın bir mühendis tarafından dile getiriliyor olması mı? retorikal bir soruyla girişimizi yaptığımıza göre konuyu laf kalabalıklığıyla geliştirmeye başlayalım.
her okul çağına gelmiş öğrenci gibi ben de zamanım geldiği için okula başladım. aslında beş yaşındayken okuma yazma bildiğim için iki yıl öncesinden de okula başvurum olmuştu da müdür Şefik Hoca keçi inadı ile beni kabul etmedi. akranlarıma göre bedenen bir buçuk porsiyon olmamdan mütevellit okulun ilerleyen günlerinde en arka sıraya geçirildim. ilk seneler kara tahtadaki öğretmen yazıları bilindiği üzere büyük puntolu olurdu ve zaten okuma yazma bildiğim için pek zorluk çektiğim söylenemezdi. gel zaman git zaman üst sınıflarda dersler ciddileşti, kara tahtaya yazılan yazılar arttı ve tahtadaki yazı puntoları küçülmeye başladı. bu gelişmeler nihayetinde sınıfın en arkasından tahtayı görebilmek için gözlerimi kısmaya hatta bazen ön taraflara yürüyüp yazıyı okuyup deftere aktarmaya gayret ederdim. yalnız bu durumun bir anormallik içerebildiği aklımın ucundan geçmiyordu.
ortaokul ve lise derken üniversiteye de gitmek nasip oldu tabi, bu sorunum şahsen farkındalığım olmamasına rağmen devam etti. ben gördüklerimi ancak bu kalitede zannediyordum, evde televizyon izlerken bile televizyonun bir metre yakınına yaklaşıp izleyebiliyordum. resim bilgisi dersinde herkes bir natürmort çizmiştir ya şu öndeki saçları örgülü kızın bol fermuarlı pembe çantasını, ben o çantayı oturduğum yerden sadece pembe bir çuvalımsı gibi görüyor, kağıda da basit bir çizim yapıp resim dersinden 2 yani geçer not almaya çalışıyordum. dedim ya, ben gördüklerimin ancak bu kalitede olabileceğini düşünüyordum, gözlerimde bir kusur olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. bu durumu benim fark edememem aslında çok sıradan ancak etrafımdaki görmüş geçirmiş büyüklerimin eli armut toplamış olmalı ki ne anam ile babam televizyonu bu kadar yakından seyretmemden şüphelendiler ne de ilkokul öğretmenimden üniversite son sınıftaki profesör hocalarım tahtaya neden kısık gözlerle baktığımın sebebini sordular. tüm bu zorluklara rağmen üniversiteyi de bitirmiştim. mezun olduktan sonra boş zamanım olduğu için amcam şehir dışına işe giderken beni de yanında gezdirmişti bir iki defa. bu seyahatlerin birinde amcam ilerideki tabelada ne yazdığını sordu, ben de çok uzak ki okuyamıyorum dedim. neredeyse tabelanın dibine vardığımızda okuyabildim yazıları. yolda birkaç tabela daha okuyamadığım için amcam dedi ki ali senin gözler bozuk, yoksa bu yazıları okuyabilmen gerekirdi. işte o an kafamdan kaynar sular döküldü, o masmavi gözlerim, kızların sahip olmak için uğruna dünyaları vereceği deniz mavisi gözler bozukmuş!
milenyumun dört beş sene sonrasıydı bu benim gözlerimin bozukluk keşfi. hemen göz doktorundan randevu aldık, kardeşime de tabi. çünkü aynı sorun meğer kardeşimde de mevcutmuş. hastanede randevu sırası bana geldi, doktor gözlerimi kontrol etti, ver de eski gözlüğüne de bakayım dedi. benim gözlüğüm yok ki dedim. nasıl yok dedi, bu ileri derece bozuk gözlerle şimdiye kadar nasıl yaşadın? dedi. ne bileyim dedim. reçetemi yazdı, kardeşimin de aynı durum. kardeşimle göz numaralarımız aynı ama onun sol gözüyle benim sağ gözüm, onun sağ gözüyle benim sol gözüm aynı numaralardı, burası başka bir makalenin konusu olabilir.
gözlükçünün gözlükleri hazırlaması bir haftayı buldu, öyle ya! bu derecedeki gözlük camları hemen imal edilemiyormuş. gözlüğümü alır almaz taktım, Allah'ım bu ne netlik bu ne şahane keskinlik, sanki bir anda kartal gibi uzakları görmeye başladım. bu durumu yaşamayan bilemez ama sağlam gözlü bir insan bu durumun tersini yaşamak istiyorsa bir yakınının gözlüğünü takıp etrafa baksın bakalım, işte o anda onun gördüğü kadar bulanık görüyor gözü bozuk olan bencileyin insanlar.
şimdilerde gözlüklü olarak yaşadığım yirmi birinci yıldayım. yani önceki gözlüksüz yirmi iki yıl kadarlık bir süre. bu zaman içinde görmenin kıymetini çok iyi anladım. gözlükle gördüğüm keskin manzaraların ve netliklerin yanında gözlük takmanın vermiş olduğu rahatsızlığın esamesi bile okunmaz. siz siz olun kardeşinizi, çocuklarınızı, etrafınızdaki küçükleri ve hatta büyükleri gözetin, gözetin ki varsa bir göz kusurları, farkındalıkları oluşsun, iyileştirilebilirliği mümkün olan problemlerini gidermeyi sağlayın. gözü bozuk olan insanlar bu durumun farkına varamayabiliyor ne yazık ki.
yararlanılan kaynaklar: işkembe-i kübram
| İletişim | Künye | Reklam | Sitene ekle © 2026 MN Yazılım |
