Türkiye'nin memur portalı

Oturum aç Oturum aç Üye ol Üye ol Parolamı unuttum Parolamı unuttum

güne bir şiir bırak

paylaş araştır

 

  1. Daha senden gayrı aşık mı yoktur

    Nedir bu telâşın vay deli gönül, ay deli gönül

    Hele düşün devri adem'den beri

    Neler gelmiş geçmiş say deli gönül

    Gördüm iki kişi mezar eşiyor

    Gam gasavet gelmiş, boydan aşıyor,

    Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor

    Gelde bu rüyayı yor deli gönül

    Mevlam kanat vermiş uçamıyorsun

    Bu nefsin elinden kaçamıyorsun,

    Ruhsati dünyadan geçemiyorsun

    Topraklar başına vay deli gönül

     
  2. olur mu gecemi yeşile çalmak

    yıldız çivilemek parmak uçlarıma

    ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak

    hiç doğmamayı isterdim ama

    bir kere doğmuşum ölmek yasak.

    attila ilhan

     
  3. şiirin tamamını paylaşmamak üstada haksızlık olurdu.

    ruhu şad, mekanı cennet olsun, ışıklar içinde uyu büyük şair.

    ,

    ölmek yasak

    daha önce bıçaktan hiç su içmedim

    hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım

    gururlu bir gemiyim oldum bittim

    sabah olur yelkenlerimi saklarım

    özgürlük dediğim yerde demirledim

    üstüme varma bulutları tutamam

    böyle paldır küldür gideceklerdir

    gelmezsen farketmez kimseyi aramam

    asıl sevdiklerim en içimdekilerdir

    onlarla yaşarım eğer yaşarsam

    olur mu gecemi yeşile çalmak

    yıldız çivilemek parmakuçlarıma

    ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak

    hiç doğmamayı isterdim ama

    bir kere doğmuşum ölmek yasak

    attila ilhan

     
  4. orhan veli, şairlerin şairi.

    hürriyete doğru şiirinde diyor ki;

    gün doğmadan,

    deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.

    kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,

    içinde bir iş görmenin saadeti,

    gideceksin;

    gideceksin ırıpların çalkantısında.

    balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;

    sevineceksin.

    ağları silkeledikçe

    deniz gelecek eline pul pul;

    ruhları sustuğu vakit martıların,

    kayalıklardaki mezarlarında,

    birden,

    bir kıyamettir kopacak ufuklarda.

    denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;

    bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?

    gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?

    heeeey!

    ne duruyorsun be, at kendini denize;

    geride bekliyenin varmış, aldırma;

    görmüyor musun, her yanda hürriyet;

    yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

    git gidebildiğin yere.

     
  5. Sorma beni bir çınarın gölgesinden

    O serin zamanlar nerede kaldı?

    Mevsimsiz dağların puslu eteklerinde

    Selamsız sabahsız, kayıbım artık

    Hayat dediğin bir nehir, yerinde durmaz

    Gün geceye, ay buluta, çay deme doymaz

    Sevdiklerin bir bir gider, haberin olmaz..

     
  6. bu dermansızlığın yaşımla yok bir ilgisi biliyorum

    ne olur beni anla, damla damla tükeniyorum

    seni başkalarının mısralarında okurum diye çok korkuyorum

    ah benim canım, iki gözüm, olmasa da tahtın, sultanımsın

    Fatih Buhara benzek / Mehlika

     
  7. İnansaydım bir ömür beklerdim gelmeni

    Ve Inan saydım

    Bir ömür geçti

    Sen beni sevmeyeli

    Özdemir Asaf

     
  8. "sen geldin; çöllere yağmurlar geldi"

    Nurullah GENÇ/ beni de götür

     
  9. Söylemek istesem gönüldekini

    Dilime dolanan ızdırap olur.

    Yazsaydım ben derdimin bir tekini

    Ciltlere sığmayan bir kitap olur.

    Ah ne yaman çileli bir insanmışım

    Sunulan her zehri şifa sanmışım.

    Ah ne aldanmışım

    Aldanan gönülde aşk serap olur....

     
  10. İnsan

    eşref-i mahlûkattır derdi babam

    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı

    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman

    bu söz asıl anlamını kavradı

    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından

    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı

    kararmış rakamların yarıklarından sızarak

    bu söz yüreğime kadar alçaldı

    damar kesildi, kandır akacak

    ama kan kesilince damardan sıcak

    sımsıcak kelimeler boşandı

    aşk için karnıma ve göğsüme

    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden

    aşk ve ölüm bana yeniden

    su ve ateş ve toprak

    yeniden yorumlandı.

    Dilce susup

    bedence konuşulan bir çağda

    biliyorum kolay anlaşılmayacak

    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın

    yanık yağda boğulan yapıların arasında

    delirmek hakkını elde bulundurmak

    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için

    bana deha değil

    belgeler gerekli

    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza

    gençken

    peşpeşe kaç gece yıllarca

    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım

    bilmezdim neden bazı saatler

    alaturka vakitlere ayarlı

    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar

    yazgı desem

    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma

    Tokat

    aklıma bile gelmezdi

    babam onbeşli olmasa.

    Meyan kökü kazarmış babam kırlarda

    ben o yaşta koltuğumda kitaplar

    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı

    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları

    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.

    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm

    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana

    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar

    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı

    oysa hergün

    merkep kiralayıp da kazılan kökleri

    Forbes firmasına satan babamdı.

    Budur

    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku

    işte şehirleri bayındır gösteren yalan

    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan

    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla

    güç bela kurduğum cümle işte bu;

    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan

    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.

    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak

    bile bir bir çınlayan

    ihtilal haberidir

    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu

    nisan ayları gelince vücudu hafifletir

    şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah

    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur

    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim

    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak

    biraz ağlayabilmek için

    fotoğraflar çektirir

    babam

    seferberlikte mekkâredir.

    İnsanın

    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda

    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak

    belki ruhların gölgesi

    düşer de marşlara

    mümkün olur babamı

    varlık sancısıyla çağırmak:

    Ezan sesi duyulmuyor

    Haç dikilmiş minbere

    Kâfir Yunan bayrak asmış

    Camilere, her yere

    Öyle ise gel kardeşim

    Hep verelim elele

    Patlatalım bombaları

    Çanlar sussun her yerde

    Çanlar sustu ve fakat

    binlerce yılın yabancısı bir ses

    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur

    polistir babam

    Cumhuriyetin bir kuludur

    bense

    anlamış değilim böyle maceralardan

    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur

    yalnız

    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan

    nüfus cüzdanımda tuhaf

    ekmek damgası durur

    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu

    etin ıslak tadına doğru

    yavaş yavaş uyanmak

    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp

    hırsız cenazelerine bine bine

    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme

    korkak dualarından cibinlikler kurarak

    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz

    nakışsız yaşamakları

    silâhlanmak sanarak

    çıkardım

    boğaza tıkanan lokmanın hartasını

    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için

    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak

    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış

    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa

    fly Pan-Am

    drink Coca-Cola

    Tutun ve yüzleştirin hayatları

    biri kör batakların çırpınışında kutsal

    biri serkeş ama oldukça da haklı.

    Ölümler

    ölümlere ulanmakta ustadır

    hayatsa bir başka hayata karşı.

    Orada

    aşk ve çocuk

    birbirine katışmaz

    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı

    kendi tehlikesi peşinden gider insan

    putların dahi damarından

    aktığı güne kadar

    sürdürür yorucu kovalamacayı.

    Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?

    Nerde, hangi yöremizde zihnin

    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi

    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan

    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?

    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim

    takvim yapraklarının arasını dolduran

    nedir o katı şey

    ki gücü

    gönlün dağdağasını durultacak?

    Hayat

    dört şeyle kaimdir, derdi babam

    su ve ateş ve toprak.

    Ve rüzgâr.

    ona kendimi sonradan ben ekledim

    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu

    ham yüreğin pütürlerini geçtim

    gövdemi alemlere zerkederek

    varoldum kayrasıyla Varedenin

    eşref-i mahlûkat

    nedir bildim.

    (1974)

    İsmet Özel

     
Entry yazmanız için üye olmanız gerekmektedir. Üye olmak için tıklayın, üye iseniz lütfen oturum açın.