![]() Türkiye'nin memur portalı |
|
evlerinin önü mersin, evlerinin önü susam
evlerinin önü handır
evlerinin önü yonca, evlerinin önü arpa ( Hareli baso )
evlerinin önü yonca, evlerinin önü bakla ( ninne yavrum ) benim favorilerimden biri bu türkü.
evlerinin önü dardır geçilmez ( cumbullu )
evlerinin önü kavak
evlerinin önü bulgur kazanı
evlerinin önü bulgur dibeği
evlerinin önü yoldur
evlerinin önü lale bağıdır
evlerinin önü de iğde dalları
evlerinin önü iğde
evlerinin önü marul ( bu biraz ilginç geldi )
evlerinin önü bir büyük orman
evlerinin önü tahta daraba ( Zello )
evlerinin önü nane de maydanoz ( bu da iyi )
evlerinin önü boyalı direk
evlerinin önü yaldız piyade ( bunu anlayamadım )
evlerinin önü bir kötü yokuş ( pek beğenmemiş )
evlerinin önü akar
evlerinin önü aralık
evlerinin önü çevirme çardağı ( Şimdi olsa polis noktası olduğunu düşünebilirdik )
evlerinin önü pazara yakın
evlerinin önü harman
evlerinin önü üzüm asması
evlerinin önü yoldur yolaktır
evlerinin önü sarı karınca
evlerinin önü gaya
evlerinin önü asmadır kızım
evlerinin önü ufacık yokuş
evlerinin önü bir ufak bayır
evlerinin önü hamama yakın
evlerinin önü bulgur sokusu
evlerinin önü üç ağaç çınar
görüldüğü üzere bizim kültürümüzde öteden beri bir evlerin önüne türkü yakma durumu var.
Sebebini bilmiyorum.
Evi belirgin hale getirmek ve diğer evlerden olan farkını belli etmek için olabilir.
Kızı kaçıracaklar ama hangi evde oturuyor ?
Bunun gibi şeyler olabilir.
Herkesin sevdiği bir evde yaşıyor ve ona kavuşana kadar en çok o evin önünde dolaşıyor ondan olabilir:)
buldum buldum!
sonuçta konuda evlerinin önünde geçen türküler deniyor, içinde evlerinin önü geçecek demiyor. konunun açığını buldum.:)
gerçek bir hikayeden anlık olarak kaleme aldım.
tam da evimizin önünde vuku bulmuştur.
''vur oynasın tellere, latiften dinliyoruz.''
doksanlı yıllar, bu yıllarda çocukluk geçirmenin bıraktığı unutulmazlıklar... hepsi anlat anlat bitirilemez belki, ancak yeri ve zamanı rast geldiğinde dillendirilmesi hatta mümkünse bunların yazılması bana eğlenceli geliyorken okuyucuları da neden eğlendirmesin?
anadolunun bağrında, bozkırın ortasında, eskişehir'in kenarında bir köy vardır, adı takkalı. adı geçince bile göz yaşlarımı tutamadığım, kalbimin ve beynimin adeta saplanıp kaldığı, acı tatlı anılarımın biriktiği yer. simaları hâlâ beynimde yüksek çözünürlüklü olarak saklanan şahane komşular, kaybettiğim aile üyelerim... yazın farklı kokan kışın farklı kokan havası ve kışın görmeyi engelleyen baca dumanları, bu dumanları oluşturan sobada yakılan katı yakıtlar. bu yakıtlardan en maliyetlisi, en değerlisi, en zor ulaşılanı, ulaşılınca en zor taşınanı kömür. kışın bitmesiyle köyde sadece yaza girilmez, önümüzdeki kışa rahat girebilmenin de hesapları yapılırdı. köy yolları şehirdeki gibi asfalt değil toprak, evleri de şehirdeki gibi kaloriferli değil sobalı, çocukları da şehir çocukları gibi pamuklara sarmalanmamış...
yaz aylarında bu toprak yollar kuruduğundan kömür kamyonlarının ulaşımına ancak geçit verebilmekteydi. yaz aylarında okullar da kapalı olduğundan okul çağındaki çocukların el kol gücünden istifade edilebilirdi. hâliyle maddi olarak elde edilebilen ilk fırsatta kışlık yakacak kömür siparişleri verilirdi. sokaktaki komşular imece usulü, gelen kömürü büyük bir özveriyle evlerin bodrumlarına aktarırlardı. bizim ev üç katlıydı, birinci katta amcam, ikinci katta dedem, üçüncü katta biz otururduk. doğal olarak çocuk ve genç nüfusu fazla olunca kendi kömürümüzü kendimiz taşırdık bodruma. yaklaşık 12 ton kömür üç katta kışı geçirmemiz için ucu ucuna yeterdi. öğlene doğru gelen kamyon damperini kaldırınca bir dakikada indirirdi sokağa kömürü, tabi ortalık toz duman olurdu. kamyoncu gittikten sonra pamuk eller kömüre. kapının önündeki tonlarca kömür el arabası ve tenekeler vasıtasıyla peyderpey içeri taşınırdı tarafımızca. bizi bu kan ter içindeki mücadelemizde komşular yalnız bırakır mıydı hiç? çay demleyip getiren mi dersiniz, ağacından topladığı meyveleri ikram eden mi dersiniz, hamurlu yiyecekler pişirip sunanlar mı. ayrıca taşıma işine bizzat dahil olanlar mı... bunların hepsi unutulmayacak muhteşem hareketlerdir komşular için. ama bir tanesi vardı ki kalbimizdeki yeri perçinlenmiş olup sökülmesi mümkün değildi. latif kardeşimiz, komşumuzun dört beş yaşındaki çok sevimli oğlu. onun verdiği manevi desteğin yanında diğerlerinin esamesi okunmazdı. bu latif var ya bu latif, yanık sesliydi, çok güzel türkü çığırırdı, bizi mest ederdi. kömür taşıma işi esnasında bizi görmesiyle evimizin önüne gelmesi bir olurdu. amacı türkü söylemek ama birinden mutlaka teklif beklerdi masumca. latif hoş geldin! haydi patlat bir türkü de moralimiz yerine gelsin! derdi içimizden biri. zaten amacı belli olan latif yaydan fırlayan ok misali başlardı türküye: ''vurrr oynasın tellerrre, tellerrr gelsin dillerrre, yeterrr ki sen razı ol, ben düşeyim dillerrre.'' hayır! r'leri fazla yazmadım, latif kardeş bu harfi biraz fazla seviyordu herhalde, fazla kullanıyordu. bu türküyü üç dört saatlik taşıma işimiz bitene kadar en az on kere söyler, hem bizi mutlu eder hem de kendisi havalara uçardı. bu sahnenin hafızalardan silinmesi düşünülemez. ne güzel zamanlarmış...
milenyumdan sonra latifi bir daha hiç göremedim, duyduğuma göre müezzin olmuş, işinde gücünde sakin, efendi bir adam olarak hayatını devam ettiriyormuş. latifi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
geçmişimizdeki mekanlar yıkılmış, kişiler dağılmış, çoğu yok olmuş belki ama yaşanmışlıklar aklımızda ölene kadar kalacak, tabi böyle yazılara dökülürse de belki ebediyete kadar kaybolmayacaktır.
| İletişim | Künye | Reklam | Sitene ekle © 2026 MN Yazılım |
