1 2 3 4 5 6 7 8

türbanlı gelinini daha çok seven kaynana

paylaş araştır şikayetçiyim

 

  1. başı açık bir çocuk doktoru olan diğer gelinini sevmeyen kadındır aynı zamanda.

    bugün fatma barbarosoğlu'nun yazısında rastladım ona. kendisi küçük bir anadolu kasabasının ileri gelen bir ailesine mensupmuş. iki gelininden çalışmayan ama türbanlı olanı seviyor. üstelik türbanlı gelin instagram fenomeniymiş. akşama kadar kendisinin, çocuklarının ve evinin boy boy fotoğraflarını internette paylaşıp islamı en güzel bir şekilde temsil ediyormuşş!

    diğer zavallı gelin de işinde gücünde. ne instagramla uğraşıyor ne boş sufli işlerle. ama muhterem(!) kaynanasına kendini sevdirememiş. neden? çünkü başı açık. evlenince kapanır diye aldım diyor bir de utanmadan çok bi müslüman kaynana.

    uzatmayayım, yazı aşağıda. sitesine girip de yenişafak denen müsveddeye tık kazandırmayın boşuna. aşağıdan okuyun. islam'ın nasıl zehirli bir ideoloji olduğunu, insanı insana, kadını kocasına, evladı anaya nasıl düşman ettiğini görün okuyun da. insanlar mars'a koloni kurmayı düşünürken, kansere çare ararken, yeni teknolojiler icat ederken, islam'ın uğraştığı, uğraştırdığı şeylere bakın da ibret alın. ondan bir kurtuluş gelmeyeceğini, kendine bile faydası olamayacağını, çoktaan modası geçmiş bir laf salatası olduğunu anlayın sevgili romalılar...

    selam ve dua ile...

    "L. Hanım 69 yaşında üç oğlu iki gelini var. Gelinlerden biri çocuk doktoru. Başı açık. Diğerinin başı örtülü muhasebecilik okumuş, evlendikten sonra işini bırakmış.

    L. Hanım başı açık olan çocuk doktoru gelini için çok üzülüyor. İki lafından biri "Ben onun başını zamanla örteceğinden emindim ama yanılmışım."

    Çocuk doktoru olan gelin ile bir kaç yıl önce tanışmıştık. Hoş bir iklimi var. Yardımsever, işinin ehli.

    Başı örtülü muhasebeci gelini yıllar önce düğününde gördüm. Sonra bir şekilde sosyal medya hesabına yüklediği fotoğraflar yüzünden kendisinden bahsedildiğini duydum. Kendisinden değil esasında kamusal bir kimliği olan kayınvalidesi üzerinden konusu geçti: "L. Hanım'ın geliniymiş üstelik. Hiç yakıştıramadık. Evini, evinin her türlü özelliğini gün boyu paylaşıyor. Çocuklarını kamera önünde yetiştirmesine hiç anlam veremiyoruz" diyorlardı.

    Bu kınamaları duyduğumda henüz etrafımda instagramdan pek bahseden yoktu. Küçük bir Anadolu şehrinde duyduğum bu "dedikodu"ya, şikayet ettiğiniz şeye siz niye takılıyorsunuz diye karşılık verdim. Orada bulunan kadınların neredeyse tamamına yakını "Biz bir şey paylaşmıyoruz kim ne yapıyor ona bakıyoruz" diye cevap verdi. Kendinizi Kiramen katibin melekleri gibi mi hissetmiş oluyorsunuz böylece deyince bana bir hayli kızdılar. Aralarında bir kaç tanesi sosyal medyadan, gizli profiller aracılığıyla incitmek için epey mücadele etti.

    Küçük Anadolu şehrinde niye L. Hanım'ın gelininin "paylaşımları" ile karşılaştığımı daha sonra anladım. Çünkü L. Hanım bu şehirli imiş, tanınmış bir ailenin kızı ve tanınmış bir ailenin geliniymiş.

    "Muhasebeci gelin"in instagram paylaşımları üzerine İstanbul'da da bir kaç hayret nidası işittim.

    Ramazan tebriki için aradığım L. Hanım bir şekilde konuyu açar diye bekledim. Hayır muhasebeci gelin ile ilgili hiçbir sıkıntısı yoktu. Çocuk doktoru olan gelinin umreden henüz dönmediğinden bahis açıp, bakalım inşallah bu defa başını örtere getirdi konuyu. Çocukları var mı dedim. Var dedi. Bir kızı bir oğlu varmış. Oğlu altı yaşında olmuş ve cep telefonu istediği için gelin "doğru davranış adına" cep telefonunu kullanmayı sınırlamış. "Oğlumun telefon ile konuşmasına bile sınırlama getirdi. Torunlarıma hasretim" dedi L. Hanım. "Önceden seslerini telefondan duyuyordum."

    "Gelmiyorlar mı?"

    "Sadece Pazar sabahları bir kaç saat kahvaltı keyfi işte!"(Daha ne istiyorsun diyemedim.)

    Muhasebeci gelinini sordum. Hiçbir şikayet gelmedi. Instagram hesabında olanlardan haberi yok muydu acaba?

    "Onunla her an telefondayız dedi. Çalışmıyor artık. Vakit bizim. Gün içinde küçük kızının vidyolarını da atıyor aile grubuna."

    Çocuk doktoru gelinin sadece başı açıktı. Muhasebeci gelin ise sosyal ve psikolojik olarak "çıplak"tı.

    Durumu idrak etmesi için instagram hesabının olup olmadığını sordum L. hanım'a. "Var" dedi. Gelini açıvermiş. "Böylece sanki ben de onlarlaymışım gibi oluyor."

    "Onlarla olmak için evlerine gitmeyi ya da onların sana gelmesini niye tercih etmiyorsun?" dedim. "O başka" dedi. "Onun başarısıyla gurur duyuyoruz. Binlerce takipçisi var. Herkes tanıyor onu."

    "Takipçi?" diye tekrarladım endişe ile. "Neleri paylaştığını biliyor musun?", "Müslümanları çok güzel temsil ediyor. Arap takipçileri bile var" diye cevapladı şevk ile.

    Kayınvalide çalışan ve başı açık olan gelini için dertli ama başı örtülü, çalışmayan, instagram üzerinden binlerce takipçisi ile hayatının her anını paylaşan gelininden pek memnun.

    Meselelere nasıl yanlış bir noktadan baktığımızı L. Hanım'ın hayat anlayışı çok iyi ortaya koyuyor. Meseleye ontolojik açıdan odaklanmadığımızda çalışan/çalışmayan ayrımı bizi bir yere götürmez. Meseleye ontolojik açıdan odaklanmak demişken bu konuda beni çok etkileyen "çalışıyorum çünkü hakikate borcum var" diyen genç bir akademisyenin mektubu dikkatinize sunmak istiyorum. Buyurun:

    "Çocuğun yanı başındaki anne 'ideal anne' değildir" yazınızın özellikle ilk bölümünün her satırına şahitlik ediyorum Hocam. Son zamanlarda artış gösteren çalışma hayatını tercih etmeyip sadece ev hanımlığını vazife edinen hanımların yoğun saldırılarının hepsini yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Girdiğim anneli-çocuklu bütün ortamlarda şu cümleler yüzüme vuruldu:

    "Şükürler olsun hayatım boyunca hiç çalışmak zorunda kalmadım, hep evimde çocuklarımla oldum."

    "Çocuğuna kim bakıyor?",

    "Yaşın da daha çok küçükmüş."

    Bu cümlelerin her biri beni öyle yaralıyor ki. O insanların yüzüne haykıramıyorum: Parası için çalışmıyorum; uğrunda sabahladığım, çare aradığım toplumsal kaygılarım var, (Tahsin Görgün Hocam'ın tabiriyle) hakikate ödenecek borcum var ve sizden daha fazla çocuğum için fedakarlık ediyorum. Bunları o insanların yüzüne haykıramadığım her an bana daha fazla yük olarak dönüyor. Bana bu eleştirileri yapan annelerin çocuklarıyla iletişimine bakıyorum, hiç de iç açıcı değil. Çocuğuna karşı şiddet içerikli cümleler kurabiliyor, onunla kaliteli vakit geçirmiyor, çocuğunun yanında ama onunla oyun oynamıyor onu bir çizgi filme emanet ediyor. Evet bütün günlerini çocuklarına adamışlar ama sağlıklı bir iletişimleri yok. Bence daha acısı hayat kaygısı, varlık sancısı yok bu insanların.

    Annelik, bu dünyada yaşadığım eşi benzeri olmayan en içten duygu; ne eş sevgisine ne de anne-baba sevgisine benziyor. Ancak bu kadar bütün benliğimi sarmış da olsa çaresiz kaldığım, yorulduğum anlar çok oluyor. Yok mu Allah'ım çevremde bana yardım edecek birisi diye aranıp duruyorum, sonunda kendimi yine çocuğumla baş başa buluyorum. Annem yakınımda olsa belki bu derece zorlanmazdım ama anne gurbetindeyim. Annem dışında yardım istediğim akrabalar var; fakat onlardan yardım istediğimde bunu bana karşı kullanıyorlar. Yavrumla ilgileniyorlar ancak bu hayatı sen seçtin şeklinde yanıt vermeleri beni onlardan uzaklaştırdı. Onlardan da can-ı gönülden yardım isteyemiyorum. Keşke Müslüman toplumda komşuluk kurumu tekrar canlansa. Biz de çocuklarımızla beraber hem aile hem de iş hayatımızda daha huzurlu ve daha mutlu olsak.

    Sizinle daha uzun dertleşmek isterdim; çünkü beni anlıyorsunuz

    Ve'l-hasıl, yazınızda iç sesimin kelimelere bürünmüş halini gördüm. Bu minvalde konuları daha sık işlerseniz belki daha fazla müstefid oluruz. Rabbim yolunuzu açık eylesin, işlerinizde sizi yardımcı kuvvetleriyle desteklesin. Selametle kalın." U.C.S.

    Mektubu okudunuz.

    Kadınlar çalışır ya da çalışmaz. İnsanların bireysel tercihlerini, hayat anlayışlarını yargılama, sorgulama, kendi anlayışımızı dayatma hakkına sahip değiliz.

    Bize düşen ister çalışan kadın olsun isterse çalışmayan kadın olsun her bireyin vaktini huzurlu bir şekilde idrak etmesini kolaylaştıracak çözümler sunmak, kişilerin yaptığı hataları idrak etmesini sağlayacak analizler üzerine fikrimizi yormak olmalı diye düşünüyorum."

     
    (Bkz: fatma barbarosoğlu)
  2. Tanımı çok uzun olduğu için okumadıgim başlıktır.

     
  3. varı yoğu çevre olan kişi. tek yapabildiği dış görünüş ile prim yapmak. çevresi uğruna aileyi bile harcamak.

    ibretlik ve aslında çok sık yaşanan bir hikaye.

    kişileri aile ve topluma sağladığı fayda ile değil de, ideolojileri ile sınıflandırmak. sorsan üstünlük takvadadır. sen sevgiden mahrum bırakmışsın, takva bunu neresinde, fetvanın bile gerisinde.

     
  4. metin alkan+1 demek için entry girdiğim başlıktır.

     
  5. #1t1y

    ve #1t1z'nin aksine 2 kere okudum.

    yazacak çok şeyim varken bir şey yazmamayı tercih ediyorum konuya dair.

    tanım yapmak lazım ama değil mi?

    tanım: uzun yıllardır devam eden gelin-kaynana, gelin- gelin (elti) arası olması gerektiği düşünülen ya da buna inanılan husumetin/ kıskançlığın/ ayrımın/ yarışın (adı her ne isterseniz o olsun), teknoloji ve cehaletin bir araya gelerek harmanlanması, ete kemiğe bürünmesi, vücut bulup gezmesi; pek çok sosyal sınıfta yaşananlara sadece bir örnek teşkil etmesi. (olumlu örnek ya da olumsuz örnek demiyorum. böyle bir gerçek var -doğru ya da yanlış- ve bu gözler önüne böyle serilmiş)

     
  6. bize ne ki; kişinin kendi meşrebine-anlayışına göre belirlediği tutumdur. maalesef, bunun tersi kaynanalar da vardır.

     
Entry yazmanız için üye olmanız gerekmektedir. Üye olmak için tıklayın, üye iseniz lütfen oturum açın.