1 2 3 4 5 6 7 8

churchill

paylaş araştır şikayetçiyim

 

  1. soda, tuz ve limonun şahane dansı.

     
  2. Sodanın en güzel hali dediğim içecek

     
  3. evde yaparsan 1 liraya, kafede içersen 10 liraya mal olan içecek

     
  4. insanlığın baş belası, özellikle de orta doğunun tam baş belası tipdir. öldükten sonra bile milyonlarca insanın ölümünden sorumludur.

     
  5. Genciz daha, keşfetmemiş o kadar şeyimiz var, ee bir de hem okuyup hem çalışayım derken derken parasızlığın ve orta doğu cehaletinin sarmalında savrulup durur insan. Bahsedeceğim Wiston olan Churchill değil yanlış anlaşılmasın. İçecek olan Churchill. Şimdi efendim yaz ayları girdim bir kafeye çalışacağım, ilk kez lüks statüsünde bir cafede çalışacağım, biz görmüşüz köyümüzde ayran-çay, hee geldiyse şehirden biri olur elinde bir sarı bir de siyah kola. Neyse efendim girdik işe konuştuk anlaştık patronla geç kasaya başla, dedi. Yanıma da işi öğretsin diye birini verdi. Geldi müşterinin ikisi durdu karşımda kaypakça. Saydı yediklerini içtikleri '' Bir Fajita, bir milkshake, 2 espresso, 2 de churchill, Frozen..'' Düşünüyorum içimden Fajita ne? milkshake ne? Espresso ne?, Diğer saydıkları zaten aklımdan bile geçiremedim isimlerini. 2 patronum var imiş ilk iş gününde sadece biriyle tanışmıştım, baktım çalışan gibi duran, uzun saçlı siyah tişörtlü bir bey karşımda çağırdım yardım istedim halletti, aşırı samimi bir şekilde gönderdim herifi tabi ama sonra patron olduğunu öğrenince utanıp morarmıştım. Neyse aldım menüyü elime baktım Anam bir de ne göreyelim, karmaşık kurmaşık isimler hepsi de birbirinden değişik yemekler içecekler. Neyse efendim aşırı pahalı olduğundan servis edilmezdi çalışana biz Kuru fasulye ayranla devam ettik uzun bir süre çalışmaya ama nasıl merak ediyorum şu menüdeki içecekleri. Hele MoJitoyla churchill nasıl havalı isimler öyle. ee Churchill'in bardağı da 15 lira kim bilir ne var içinde. Neyse efendi ben la bu Churchillin tadı acep nasıldır diye düşüne durayım o sırada hayat beni üniversitenin kollarına atıp dursun günler geçti İstanbul'a geldim artık bir kafede oturacak kadar param var cebimde ama ezilmişlik hissi midir nedirse artık biraya yatırdığım serveti yatıramıyorum churchill'a. Partiler yapılıyor manitayla buluşulup bir şeyler içiliyor ama o churchill asla içilmiyor. Sonra bir gün tak etti tabi sen mi büyüksün ben mi diye yalpaladım churchill'a. Gideceğim bir bara ve sırf seni sipariş etmek için. Gittim bara baktım kapıya iş arkadaşı arıyoruz, diye bir ilan. Durdum önünde aklımdan uçup gitmişti Churchill çünkü yine ekonomik bir buhranın içerisinde bulmuştum kendimi churchill içmek için gittiğim bara işe girerek devam etmiştim bu hengameli tutarsızlıklarla dolu iki kapılı hanın yolunda. Yine o yüce bar kapısının içinden churchill içerek değil, işe girerek geçmiştim. Hüsranlı bir yalnızlık kaplamıştı içimi, yüreğimi o tuzlu limonlu soda kokusu yakmıştı dilim yerine. Unutulmuştu churchill... Yıllar sonra yine düştü yadıma benim asla tadını bilmediğim hasret ve büyük sabırla beklediğim en sevgilim. Çıktım bugün tuttum a101'in yolunu önce soda sonra limon aldım. Heyecanla mutfağa gidip sıktım limonun suyunu, attım içine himalayadan gelen özel tuzu, sonra köpürte köpürte döktüm sodayı. oturdum koltuğuma açtım youtube'dan Leonard Cohen'den Dance Me To The And Of Love, aldım elime Churchill'i ilk yudumumu aldım ve hayatımın aşkıyla sonsuza dek sürecek bir mutluluğun kucağında kendimi buldum.

     
Entry yazmanız için üye olmanız gerekmektedir. Üye olmak için tıklayın, üye iseniz lütfen oturum açın.