![]() Türkiye'nin memur portalı |
|
dünyanın girdiği mini buzul çağında insanların nasıl hayatta kaldığını anlatan bir belgesele bakıyorum.
ağırlıklı olarak devasa büyüklükteki sarayların ısıtılmasından bahsediyor.
Avrupa sarayları taştan yapılmış, yüksek tavanlı, buz gibi yapılar.
yerlere hasırlar ya da halılar serilmiş.
kalın kumaşlarla pencereler örtülmüş.
hatta kralın yatak odası ağır mefruşatla çevrelenmiş.
yatağının kenarı bile kadife kumaşlar, yünlerle bezenmiş.
kralların bu kadar kalın kürkler giymelerinin sebebi de sarayın soğuk olmasıymış.
kayıtlarda 6000 kütüğün tek bir mevsimde yakıldığından bahsediyor.
krala dönük yüzünüz ateşten yanar ama sırtınız buz gibidir diye bir tanımlama yapıyorlar.
ayrıca devasa büyüklükte yemek fırınlarından ve şöminelerden bahsediyorlar.
peki halk ne yapıyormuş ?
evlerinin temeli yaklaşık toprağın 1 metre altındaymış.
bu durum ısınma konusunda büyük avantajlar sağlıyormuş.
çatıları kar tutmayacak ve nem geçirmeyecek şekilde örüyorlarmış.
evlerin dışını da doğal bir malzemeyle sıvayıp izolasyon sağlıyorlarmış.
aklıma yine kapadokya geldi.
kışı atlatmanın en temiz yolu, sıcaklığı korunabilen yer altı şehirleri.
hakkari'de yürürken donmuş olan tilki haberi var.
günümüzde belli bölgelerde belli zamanlarda yaşanıyor gibi.
yeni binalarda en azından dairenin bir odasına soba bacası yapılması gerekirdi diye düşünüyorum. aşırı soğuktan dolayı veya başka sebeplerle elektrik ve doğal gaz kesintileri olursa buzul çağına girmememize rağmen normal kış koşullarını atlatamayabiliriz.
ayrıca bir odada soba kurulabilme ihtimalinin evin mimari güzelliğini çok bozacağını düşünmüyorum, bozsa bile donup üşümektense mimari güzellikten biraz ödün verilebilir.
| İletişim | Künye | Reklam | Sitene ekle © 2026 MN Yazılım |
