1 2 3 4 5 6 7 8

tutun kolonyasi

Bu üye Çaylak

Bu üyenin profil sayfasına git

725 entry 97 konu hiç puanı yok
04.07.2015 15:25 son işlem tarihi takip etme takip et

muska

evvel zaman icinde guneydogu'nun herhangi bir ilinin haziran ayi sicakligina karsi kiliclarimizi cekmis ve duelloya hazirlaniyorduk. can sikintisi sicakliktan yana tavir koymus, oss'nin stresi akrabasi olan sicakligi karsi tarafta gorunce saf degistirmisti.

evet, oss stresi. gecmesine uc gun kalmisti ve biz dort arkadas ders calismayi birakmis, dordumuzden uc kisinin mustakil evde oturmasina inat, dorduncu kisinin oturdugu apartmanin girisinde hasbihal ediyorduk.

sicaklardan dem vuruyor ve bununla birlikte sicaklik/enlem iliskine ve cografyaya, kizlardan dem vuruyor ve bununla birlikte psikoloji ve fizige selam cakiyorduk. arada turkuler de soyluyorduk; ama kimseye selam cakmadan. zaten sesimiz de kotuydu, bunu gecelim.

zamani bu sekilde eritmeye calisirken birkac dakikadir gozlerini kisip uzaklara bakan icimizden biri bir sey soylenmeye yeltendi. "sinav sorularini calalim" diyecegini dusunmedim degil. yada en azindan "hadi yemege gidelim" demeliydi, acikmistim da biraz. fiyasko!

"hadi x mahallesine gidelim!"

x mahallesi?

gezilip gorulebilecek herhangi bir yeri olmayan, alelade, siradan bir mahalleydi iste. tek ilgi cekici yeri, uzun zamandir pisligin aktigi bir dereydi diyeyim de siz anlayin gerisini. oss'den once hangi ogrenci evladi o mahalleye giderdi ki? evi orada olan ogrencileri bu sorunun disinda tutuyoruz.

merak duygusu geri kalan uc arkadasin bogazina kadar gelmisken teklifi one suren arkadas elini guclendirmek icin "fal bakan bir hoca var, ona gidelim. yol parasi benden" dedi. elimizdeki kartlar bu cumleden sonra beyaz bayraklarini cektiler, kalemi kirdik, hukmu verdik. oraya gidecektik.

fal bakan bir hoca degil de yol parasinin odenecek olmasina tav olmamiz kotuydu, evet, ogrenciydik iste, gelmeyin ustumuze.

ucuncu sinif kek ve meyve sularinin ikram edilmedigi kisa sureli yolculuk sonunda mevzubahis mahalleye gelmis, hoca'nin evine dogru yonelmistik. uhrevi bir sekilde adim atiyor, efendi bir sekilde ilerliyorduk ve sonunda tek kattan olusan ve bahcesinin icinde envai cesit sebze fideleri, meyve agaclari ve ciceklerin oldugu eve varmistik. hoca'nin fal bakmak yerine neden bahcivanlik yapmadigina dair sorulari beynimden cikaran kapinin gicirtisi olmustu. o ses neydi oyle? en kral korku filmindeki ses efektini tek roundda knock out etmeye muktedir bir ses. korkmamistim ki.

ic kapiya bir kac kere vurduktan sonra kapi yavasca acildi. yavasca acilmasi sinirlerimi germisti, bir defada acsaydi ya kapiyi! onsekiz dakika suren bu kapi acma olayindan sonra karsimizda gorunen, aslinda gorunmeyen, bir ninjayi andiran gorunumuyle bir kadindi. kendimi tokyo'nun varoslarinda hissetmistim. kadinin sadece yuzu gorunuyordu ve arkasi alabildigine karanlikti. arkadaslarima girmeyelim bakislari atmam ise yaramamisti ve icerdeydik.

her hizmetin bir karsligi vardir, amenna. biz de vizite ucretimizi kadina vermis, kadinin sag elinin isaret parmaginin istikametindeki odaya gecmistik.

derken...

hoca geldi ve yerine kuruldu. alcak koltuk krizi cikarmak akil kari degildi simdi, olsun, yukarida olmasi bizim icin ne sorun teskil edebilir ki? bir an once fala baksin ve biz yine o bohemlige donelim diyordum kendi icimden.

hocaya en uzak konumda olmanin ferahlatici etkisini de yok sayamazdim. bir sey olursa en son ben olecektim. olsun, bu iyiydi. her ne kadar arkadaslarimin olmesini gorecek olmam kotu olsa bile, bir kac nefes, daha fazla iki oksijen atomu harcayacaktim. bu dusuncelerimi muhtemelen okuyan hoca ilk arkadasimi cagirdi, elini acmasini istedi. bu arkadas a olsun.

hoca a'ya, sen bu sene kesin olarak kazanacaksin dedi.

b'ye, sen bu sene kazanmiyorsun, ama sana "muska" yaparsak kazanirsin dedi.

c'ye, sen bu sene kazanmiyorsun dedi.

ve bana da kazanacagimi soyledi. ellerimi tutmus olmasi her ne kadar beni korkutsada bunu duymak hosuma gitmisti.

neyse ne. neticede fallara bakilmis, b kisisi ekstra para vererek muskasini yaptirmis ve boynuna asmisti bile.

odadan cikmadan once c kisisi hocanin yanina giderek cebindeki son parayi ona uzatmis ve hocadan kendisine de muska yapmasini rica etmisti.

hoca'nin verdigi yanit, hala gorusmeye devam eden bu dortlu arasinda kat'i suretle unutulmayacakti:

"oglum, seni muska bile kurtaramaz."

**

isbu kullanici ve a kisisi o sene kazandi, b kisisi muskayi yaptirmasina ragmen bir sene sonra kazandi, c kisisi su anda bir lokanta isletiyor. evet, hic kazanamadi.

**

tanim yapalim da tam olsun:

insani kotuluklerden koruduguna inanilan kolyedir.

04.07.2015 15:25
  1. muska

    evvel zaman icinde guneydogu'nun herhangi bir ilinin haziran ayi sicakligina karsi kiliclarimizi cekmis ve duelloya hazirlaniyorduk. can sikintisi sicakliktan yana tavir koymus, oss'nin stresi akrabasi olan sicakligi karsi tarafta gorunce saf degistirmisti.

    evet, oss stresi. gecmesine uc gun kalmisti ve biz dort arkadas ders calismayi birakmis, dordumuzden uc kisinin mustakil evde oturmasina inat, dorduncu kisinin oturdugu apartmanin girisinde hasbihal ediyorduk.

    sicaklardan dem vuruyor ve bununla birlikte sicaklik/enlem iliskine ve cografyaya, kizlardan dem vuruyor ve bununla birlikte psikoloji ve fizige selam cakiyorduk. arada turkuler de soyluyorduk; ama kimseye selam cakmadan. zaten sesimiz de kotuydu, bunu gecelim.

    zamani bu sekilde eritmeye calisirken birkac dakikadir gozlerini kisip uzaklara bakan icimizden biri bir sey soylenmeye yeltendi. "sinav sorularini calalim" diyecegini dusunmedim degil. yada en azindan "hadi yemege gidelim" demeliydi, acikmistim da biraz. fiyasko!

    "hadi x mahallesine gidelim!"

    x mahallesi?

    gezilip gorulebilecek herhangi bir yeri olmayan, alelade, siradan bir mahalleydi iste. tek ilgi cekici yeri, uzun zamandir pisligin aktigi bir dereydi diyeyim de siz anlayin gerisini. oss'den once hangi ogrenci evladi o mahalleye giderdi ki? evi orada olan ogrencileri bu sorunun disinda tutuyoruz.

    merak duygusu geri kalan uc arkadasin bogazina kadar gelmisken teklifi one suren arkadas elini guclendirmek icin "fal bakan bir hoca var, ona gidelim. yol parasi benden" dedi. elimizdeki kartlar bu cumleden sonra beyaz bayraklarini cektiler, kalemi kirdik, hukmu verdik. oraya gidecektik.

    fal bakan bir hoca degil de yol parasinin odenecek olmasina tav olmamiz kotuydu, evet, ogrenciydik iste, gelmeyin ustumuze.

    ucuncu sinif kek ve meyve sularinin ikram edilmedigi kisa sureli yolculuk sonunda mevzubahis mahalleye gelmis, hoca'nin evine dogru yonelmistik. uhrevi bir sekilde adim atiyor, efendi bir sekilde ilerliyorduk ve sonunda tek kattan olusan ve bahcesinin icinde envai cesit sebze fideleri, meyve agaclari ve ciceklerin oldugu eve varmistik. hoca'nin fal bakmak yerine neden bahcivanlik yapmadigina dair sorulari beynimden cikaran kapinin gicirtisi olmustu. o ses neydi oyle? en kral korku filmindeki ses efektini tek roundda knock out etmeye muktedir bir ses. korkmamistim ki.

    ic kapiya bir kac kere vurduktan sonra kapi yavasca acildi. yavasca acilmasi sinirlerimi germisti, bir defada acsaydi ya kapiyi! onsekiz dakika suren bu kapi acma olayindan sonra karsimizda gorunen, aslinda gorunmeyen, bir ninjayi andiran gorunumuyle bir kadindi. kendimi tokyo'nun varoslarinda hissetmistim. kadinin sadece yuzu gorunuyordu ve arkasi alabildigine karanlikti. arkadaslarima girmeyelim bakislari atmam ise yaramamisti ve icerdeydik.

    her hizmetin bir karsligi vardir, amenna. biz de vizite ucretimizi kadina vermis, kadinin sag elinin isaret parmaginin istikametindeki odaya gecmistik.

    derken...

    hoca geldi ve yerine kuruldu. alcak koltuk krizi cikarmak akil kari degildi simdi, olsun, yukarida olmasi bizim icin ne sorun teskil edebilir ki? bir an once fala baksin ve biz yine o bohemlige donelim diyordum kendi icimden.

    hocaya en uzak konumda olmanin ferahlatici etkisini de yok sayamazdim. bir sey olursa en son ben olecektim. olsun, bu iyiydi. her ne kadar arkadaslarimin olmesini gorecek olmam kotu olsa bile, bir kac nefes, daha fazla iki oksijen atomu harcayacaktim. bu dusuncelerimi muhtemelen okuyan hoca ilk arkadasimi cagirdi, elini acmasini istedi. bu arkadas a olsun.

    hoca a'ya, sen bu sene kesin olarak kazanacaksin dedi.

    b'ye, sen bu sene kazanmiyorsun, ama sana "muska" yaparsak kazanirsin dedi.

    c'ye, sen bu sene kazanmiyorsun dedi.

    ve bana da kazanacagimi soyledi. ellerimi tutmus olmasi her ne kadar beni korkutsada bunu duymak hosuma gitmisti.

    neyse ne. neticede fallara bakilmis, b kisisi ekstra para vererek muskasini yaptirmis ve boynuna asmisti bile.

    odadan cikmadan once c kisisi hocanin yanina giderek cebindeki son parayi ona uzatmis ve hocadan kendisine de muska yapmasini rica etmisti.

    hoca'nin verdigi yanit, hala gorusmeye devam eden bu dortlu arasinda kat'i suretle unutulmayacakti:

    "oglum, seni muska bile kurtaramaz."

    **

    isbu kullanici ve a kisisi o sene kazandi, b kisisi muskayi yaptirmasina ragmen bir sene sonra kazandi, c kisisi su anda bir lokanta isletiyor. evet, hic kazanamadi.

    **

    tanim yapalim da tam olsun:

    insani kotuluklerden koruduguna inanilan kolyedir.

     
  2. gizliajans

    alper caniguz romanidir.

    kurgusu oldukca iyi, okumasi can sikmayan, kahramanin sevdicegini anlatirken yaptigi betimlemeler tadindan yenmeyen bu kitap en kisa zamanda okunmalidir.

    "biz cok modern bir aileydik. babam da cok modern bir insandi. o yuzden beni dovmez, rencide ederdi."

    "iki insani, bir ucuncuyu ezmek kadar birbirine yaklastiran bir sey var midir su dunyada?"

     
  3. eli hafif hemşire

    eli tuy kadar hafif olsa bile, igne korkusunun konuslandigi bir bunyede herhangi bir kiymet-i harbiyesi -maalesef ki- yoktur.

     
  4. hastayken içilen çorba

    hasta iken icilen bir tas corba, iki adet atom bombasi ile esdegerdir.

    farmakoloji ilmine nanik yapan bu corba, vucutta biriken mikroplara karsi turan taktigini kullanir ve tamamini defeder.

    bir annenin elinden cikmasi gucune guc, tadina lezzet katar.

    hic kimsenin hasta olmamasi icin yasasin hasta iken icilen corba ve tabi ki de yasasin tum anneler.

     
  5. oğullar ve rencide ruhlar

    alper caniguz'un yazari oldugu kitabin ismidir.

    bes yasindaki "buyumus de kuculmus" veledin basindan gecenler hos bir uslupla kaleme alinmis.

    benim diyen bir amerikan polisiyesinden daha heyecanlidir ve yeri geldiginde kahkahalar atmaniza vesile olur. bazen de huzne gark eder. bilhassa kitabin en sonunda kahramanimiz olan alper kamu'ya en yakin arkadasinin yazmis oldugu mektubu okuduktan sonra gozlerin nemlenecek olmasi kesindir ve kitabi bitirdikten sonra bes yasindaki cocuklara daha farkli bakacaginiz garantidir. tâbi bes yasindaki bir cocuk bu sekilde nasil dusunebilir diye dusuncelere gark olmadan okumalisiniz kitabi. ki zevk alabilesiniz.